Gönderen / 30 Mayıs 2018 Çarşamba / 9 Comments / , , , , ,

Gittim Gördüm Gezim: Bangkok

Giderken ayrı, gezerken ayrı, yazarken ayrı heyecanlandığım bir yazı ile karşınızdayım: Bangkok!


İlk Asya seyahatim olacağı için gitmeden önce çok heyecanlı ve merak içindeydim. Bir sürü şey okudum, kim ne önerdiyse dinledim, ilaçları aldım, seyahat sağlık sigortaları yaptırdım. Yok aşı olacaksın, yok aç kalacaksın, kim ne dediyse inandığım için çok karışık duygular içerisindeydim giderken.


Söylenilerden tamamen farklı bi deneyim yaşadım. Çıkacağınız seyahati başkasının söylemlerine göre değil de kendi yaşam tarzınız ve zevklerinize, şartlara göre şekilleneceğini aklınızdan çıkarmayın. O yüzden benim söyleyeceklerimi de tavsiye değil de sadece deneyimimi yazdığım bi yazı olarak görün. 

Ve ben Bangkok'u çoook sevdim. Bol fotoğraflı bi yazı ile gezimi size aktarma niyetindeyim.


THY ile yaklaşık 10 saatlik bir direk uçuşun ardından Bangkok'a ulaşabiliyosunuz. Artık Phuket'e de direk uçuşlar başlamış. O kadar uzun yolda aktarma biraz işkenceye dönüşebilir. Accık paraya kıyıp direk gidin ki 24 saate varan süreler yolda geçmesin.


Tayland'da üç hava durumu var diyo Tayland'lılar: Sıcak, çok sıcak, daha da sıcak.

Bizim gittiğimiz Mayıs ayı henüz "sıcak" olarak değerlendirilen mevsimmiş. Ki bu da 145 dereceye falan tekabül ediyo. Bu insanlar öbür aşırı sıcaklarda napıyo allah kolaylık versin. Gitmek için en güzel aylar ise Kasım-Aralık zamanı imiş. Yaz ayları boyunca muson yağmurları oluyo ve hiç durmuyo! O yüzden burda kışın donarken yazlık yerde olmak istiyosanız Bangkok'u ziyaret için bizde kış aylarına denk gelen aylarda bi gezi planlayabilirsiniz.


Ben Asya mutfağına meraklı biri olarak Bangkok'da cennette gibi hissettim kendimi. Bu kadar yemek yemeye düşkün bi millet daha görmemiştim. Sokakta her ama her yer seyyar tezgahlarda yiyecek satanlarla dolu. Bana gitmeden "Aç kalacaksın, kraker götür, zeytin peynir bile koy bavuluna" gibi uyarılar yapıldığı için tırsıyodum. Mutfağı sevsem de pişirme tekniklerinin, yağlarının alışık olmadığımız biçimde olduğu söylendiği için gitmeden çubuk kraker bile koydum çantama napiyim.


"Ay ben onu yemem, of bu kokuyo" falan diyen bi tipseniz Bangkok'a gitmeyin arkadaşlar. Gidin Roma'da makarna yiyin, Eyfel'de selfie falan çekin. Yeni şeyler yemeye ve denemeye açık değilseniz sizi zorlar. Benim için ise 1 haftada 1.5 kilo almak gibi bi kötü yanı oldu o kadar.


Aç kalmak gibi bi şey mümkün değil, hiç bi şey yiyemiyosanız sokakta satılan egzotik ya da tanıdık meyvelerden yersiniz. Mango, pomelo, kavun, muz hepsinin en tazesi gayet mevcut. Zaten her yerde 7/11 marketleri var, oradan bi şeyler bulursunuz. Ama bence gerek bile kalmayacak çünkü gitmişken her şeyi denemek bence çok değerli ve özeldi.


MBK Center diye bi avm'ler bölümü var zaten, tanıdık bildik bütün markalar, yerli markalar, her şey var. 8 AVM'nin iç içe geçtiği devasa bi kompleks. Yani bu tarz bi tatil istiyosanız Louis Vuitton'dan Starbucks'a, ahşap el oyması gözlüklerden, hasır sandalete kadar her şey ama her şey var. Lokal şeyler aramıyorsanız vaktinizi burda geçirin isterseniz.


Çook büyük ve kalabalık bi şehir Bangkok. Çok fakir yerleri de var, çok lüks alanları da, normal avm'ler, restaurantlar, ve dükkanlar da. Ben bu kaosa, kalabalığa ve en önemlisi insanların gülen yüzüne aşırı şaşırdım. 

Herkes Skybar'a gitmemi önerdi ama vakitsizlikten ve yorgunluktan gitme fırsatım olmadı. Bu fotoğraf Siam Design Hotel isimli yerde çekildi. Foursquare'den bulup gittim. Otelin terasında gün batımını izlemek harikaydı. 


Otel müşterisi değilseniz bile gidip bi şeyler içebiliyosunuz. Ben çok beğendim. İçkiler 30-40 TL arası bi şeye tekabül ediyor. (Orda Baht geçiyo, para hesaplamaktan imanım gevredi, "currency" diye bi app var onu indirip bu ızdıraptan kurtulabilirsiniz)


Ama beni en çok etkileyen yer Chinatown oldu. Böyle ışıklar, sesler, insanlar, arabalar o kadar güzel bi ahenk içindeydi ki... İnsan kendini film seti içinde gibi hissediyo.


Mesela bu salaş yerin Michelin yıldızı aldığını söylesem? Hep süslü ve gösterişli restoranlara verildiğini sandığımız yıldız aslında tada göre veriliyor ve China Town'daki bu yer çorbasıyla yıldız almış. Kime sorsanız gösterir.


Heh bi Chatuchack market var ki bak burdan sırf buraya gitmek için tur düzenle akın akın insan gider. Ne ararsanız olan, devasa bi pazar. Haftasonları kuruluyo. Metroda inceğiniz durak şu fotoğrafta yazan. Metrolar tıklım tepiş ve bizdeki gibi ter kokuyodur diye bekledim ama ferah ve klimalıydı. Binerken aldığınız jetonu atmayın çünkü inerken atarak açıyosunuz çıkacağınız gişeyi.


Bence tamemen 1 gününüzü buraya ayırın. Millet boş valizlerle falan gelmiş bak o derece büyük bi yer. Bizim memlekette 500 liraya satılan o heykeller, aksesuarlar, çantalar gani gani! Çok ama çok yorulacaksınız o yüzden sabah erken saatlerde gelip ağır ağır gezmekte fayda var. O kadar çok kayboldum, o kadar çok aynı yerde gezdim ki, kimbilir göremediğim neler vardı.


Otom projesi kapsamında köyleri ziyaret ettik ki, asıl burada aklımı yitirdim.
Otom: Devletin desteklediği "one tamboon one product" Yani her köyde bi ürün üretiliyo ve o ürün ülkeye ve dünyaya pazarlanıyo. En iyisi olması için devlet eğitim desteği veriyo, iş imkanı doğuyo böylece.


Mesela bu köyde lotus çiçeği çiftliği var! Evet dövmesini osunu busunu yaptırdığımız bu nadide çiçek burda suda yetişiyo ve kanoyla çiçekler arasında gezebiliyosunuz. Bu köyün kalkınma ürünü bu çiçek. Kimisinninki bi meyve (kremini, sütünü, yemeğini yapıp pazarlıyolar, kimisininki bi terlik, kiminki kilim.. Her köyün böyle bi projesi var.


Bunu da köyler arası kanoyla gezerken çektim. Sağınız böyle, solunuz böyle yapılarla dolu.


Bu da yine köyler arası yoldan bi kare. "Nakhon Pathom" isimli bölge olarak geçiyor burası siz de gitmek isterseniz. Bangkok'dan 1 saat falan uzaklıkta.


Başka bi köyde ise pirinç tarlaları arasında traktörle gezdikten sonra bu pazar yeri gibi alana geldik. Yine iki metre ötenizdeki ağaçlardan koparışmış muzlar, orada yetişen ürünlerle hazırlanan yemekler. Bunlar bize özel değildi, siz de giderseniz bu gezileri, yemekleri yiyebilirsiniz. Aşırı tatlı ve sevecen olmaları da üstüne bonus. Nenem nenem diye sarılıvercektim teyzelere.


Köyde o kadar güzel bi bitkisel ortam var ki, Uygar'la durduk yere balayı fotoğrafımız oldu mesela.


Lotus çiçeklerinin arasından hoop bi anda kokonat ağaçlarının yanına. (Bu arada hindistan cevizi acayip popüler. Suyu, kremi, yağı, sütü, her ama her şeyini aşırı ucuza bulabilirsiniz.)


İyi hoş meyveler yedik, lotuslar arasında gezdik, bi de fil öptüm! Evet Siam Niramit isimli eğlence merkezinde ne yazık ki turistler için filler var ve biniyolar :( Ne kadar üzülsem de elimden tek gelen binmemekti, o yüzden onu besleyip öptüm ohh kuzum benim.

Bu Siam Niramit böyle bi eğlence parkı gibi bi şey. Tayland'ın tüm yöresel şeyleri bi alan içinde toplanmış. Biraz turistik ama kesinlikle görmeye değer bi show izledik. girerken telefonlar kapanıyor, kayıt almak kesinlikle yasak. Bütün efsaneleri, mitolojileri inanılmaz bi sahne şovuyla sunuyolar. Işıklar, sesler, alexler, yağmurlar, akıl almaz bi prodüksiyon var. https://www.siamniramit.com/ bakıp inceleyebilirsiniz.


Yüzen pazardan sonra dinlenmek için The Buffalo Amphawa'ya geçtik. Burası aslında bi otel. İçinde golf sahası, havuzu, kendi nehiri, bufaloları olan bi çiftlik. İçinde üçüncü nesil hipster kahvecisi bile var. İçi balayı çekiyo demezseniz burda bile balayı yapılır. Yine Tayland'a göre aşırı lüks sayılabilecek bi otel olmasına rağmen geceliği İstanbul'daki otellerden bile çok çok ucuz. Bu su bufalolasunu ise duşunu alırken izledim. Aha bu da websitesi. http://www.thebuffaloamphawa.com


Aslında Bangkok'a gitmemin başlıca sebeplerinden biri Tayland & Türkiye resmi dostluğunun 60. yıl kutlaması içindi. İlişkiler çoook eskiye dayansa da, 60. yıl için özel bir pul çıkarılmış. Bakanlar, elçiler, baklavalar, börekler ile onu kutladık. Evden 309904309 km. uzakta mercimekli köfte yiyip Türkiye & Tayland ilişkileri hakkında bilgiler dinledim. Baya da seviyomuşuz birbirimizi.


Otelimiz ise şehrin en köklü ve büyük otellerinden Dusit Thani'idi. Ben gidene kadar bu kadar ünlü bi otel olduğunu bilmiyodum. Şehre gelen hemen hemen her ünlü bu otelde kalmış. 5 yıldızlı ve aşırı lüks olmasına rağmen TL'ye çevirdiğinizde Alaçatı'daki otellerin 3'de 1'i bi fiyat ediyo. Bu da devasa otelin kendi bahçesinden bi fotoğraf. Evet içinde şelale var!!


Burası da kral dairesi. Tabi burda kalmadım, bakmak için girdim. Uzun senelerdir şehrin merkezinde yer alan bu otel kısa bi süre sonra yıkılıcakmış ve yerine rezidans, iş plazası ve otelden oluşan 3 ayrı yapı dikilecekmiş. Hemen "Ee burda çalışanlar nolcak :(" diye sordum, dünyanın ve ülkenin çeşitli yerlerinde bulunan şubelerine gönderileceklermiş. Taylandlı işcinin bile yanındayım görüyosunuz.


Bi de Grand Place denilen tapınak var ki aman diyeyim. Gitmeden önce uyardılar kıyafet kuralı var, altlar uzun, kollar yarım olmalı, omuzlar açık olmıycak, mini giyilmeyecek falan. "Amaaan dedim o kalabalıkta beni mi görcekler?" Arkadaşlar siz siz olun bu kekoluğu yapmayın.


Her gireni tek tek kontrol ediyorlar. Zaten 33209390 derece sıcakta orada satılan kıyafetlerden giyince ilginç bi kombinle gezmek zorunda kaldım bütün tapınağı. O kadar büyük, o kadar ihtişamlı, o kadar akıl almaz ki, her şeyi saatlerce inceleseniz yine de yetmez vakit. Gitmeden uygun kıyafetle gidin ve çok çok çok kalabalık olduğunu unutmayın. Açılış saatinde gitseniz yeridir. Bu caponları allah bildiği gibi yapsın, oluk oluk akıyolar içeri. Her köşede fotoğraf çektirip, her şeyin önünde poz veriyorlar. İçeride görmeyi, fotoğraflamayı hakeden çok şey var ama sıcak ve kalabalık birleşince 2 kare ile ayrılıyorum mekandan.


İçerisi gerçekten çok büyük ve daha önce gözle görmediğim bi ihtişama sahip. Tapınak olduğu için saygıda kusur etmemek gerekiyo tabi. Bi de meşhur yatan Buda heykeline gitmek istedik ama vakit yetmedi. Sırf bir ya da birden fazla günü bu tapınaklara ayırmak isteyebilirsiniz. Gez gez, incele incele bitmez bi maden gibi.


Kültürlerine dair öğrendiğim en ilginç şey bu "spirit house"lar oldu. Her binanın, her evin, her mekanın böyle bi yapısı var. Oraya gidip dua ediyorlar, mesela sıcakta meyve suyu bırakıyorlar, kolylerini, yüzüklerini emanet ediyorlar, temizliyorlar, çiçek bırakıyolar. Sıvı yağ bırakılmış bi spirit house bile gördüm. Şükran sunulan, saygı gösterilen dinsel bi şey yani. Önünde fotoğraf çektirmek, salak sulak hareketler yapmak pek hoş karşılanmıyo tabii...


Gelelim meşhur "tuktuk"lara. Lizbon'da da vardı bunlardan. Şehirde taksi gibi bu efil efil araçlar kullanılıyo. Valla baya da sağlam kullanıyo abiler, baz gaza aşkım bas gaza modu. Binmeden önce fiyatta anlaşmanız önerilir.


Programımızın yoğunluğundan ve yorgunluktan Bangkok'un o meşhuuuur çılgın gece hayatını göremedim. Görmek de istemedim açıkcası benden geçti o yaldır yaldır partileme dönemi sanırım. Arkadaşım Uygar'ın bulduğu The Iron Balls isimli, kendini cinini üreten bu bara gittik. Ev yapımı, özel şişe cinlerinden alıp getirmek istesem de nedense pintilik yapıp "Amaan nası taşıycam yea" diyip almadım. Hem kokteyller, hem cinin tadı, hem ortam çok iyiydi. Vaktiniz varsa bi uğrayın derim.


Vee meşhur Thai masajı. Böyle sokaklarda da yapılıyor, masaj merkezleri de var, 24 saat açık dükkanlar da. Ovdurun kendinizi ovdurabildiğiniz kadar. O minicik ablalar nası bi kuvvetle yapıyolarsa artık slow slow demek zorunda kaldım ki sert masaj çok severim. Neyse hem ucuz hem işini bilen ellerde yaptırmak harika.


Nehirde botla gezerken, yolda yürürken böyle uyuyan abiler, ablalar görmeniz çok mümkün. Sıcakta artık napsınlar buldukları ilk gölgeye atıyolar kendilerini heralde. Ben de bu kadar rahat ve rahatsız edilmeden lök diye olduğum yerde uyuyabilmeyi o kadar isterdim ki...


Yazıyı bitirmeden önce ufak bi teşekkürümü de edeyim. Canım Neslihan'a, bizi tanıştıran Fahir'e, Mr. Shakir'e, Kai'ye, bu geziyi unutulmaz kılan Tayland büyükelçiliğine çoook teşekkürler. Böyle misafirperver ve tontiş bi millet daha görmedim ben.


Sıcağıyla, insanıyla, gökdeneliyle, sokaktakı mangocusuyla ben Bangkok'u çok sevdim. 1 hafta yetmedi, 1 şehir yetmedi. İnsan gidip gördükçe her yeri gezmek, her kültürü tanımak, her şeyi görmek istiyor. Umarım bu benim için uzakların başlangıcı olur da büssürü büssürü yer görürüm daha.


Sizin de Bangkok'a gidecekler için öneriniz, tavsiyeniz, deneyiminiz varsa bu yazıya bırakın, gidecek olanlar, okuyanlar faydalansın.

Öpüyorum hepiniziiiii...
Share This Post :
Tags : , , , , ,

9 yorum:

Adsız dedi ki...

çok güzel yazmışsın gidesim geldi

Adsız dedi ki...

Bizde gittik hiç böyle gezemedik

Adsız dedi ki...

Umarım birgün ben de gidelirim
Bu arada çok güzel anlatmışsın gittiğin her yeri yaz böyle❤️❤️❤️

Adsız dedi ki...

Ne kadar güzel anlatmışsın bizde çok istedik gitmeyi sayende teşekkür ederiz :))

Adsız dedi ki...

bende 2 kez gittim ve bu yazıyı okuyunca tekrar gitmek istiyorum seneye umarım :) keşke phuket yada pattaya da gecebilseydiniz, ama çok güzel anlatmışsın, neler aldın paylaşsan birde süper olur =)

mine dedi ki...

ben de yıllaaar önce gitmiş hayran kalmıştım. yazını okuyunca tekrar oralarda olmak istedim. aramıza katılan 4,5 yaşında bi cadıyla nası olur bangkok bilemiyorum tabi :)

eliza bennet dedi ki...

Bence de çok güzel anlatmışsın. Bangkok bana da ilk gittiğimde öyle hissettirmişti.

Tayland'a baya bir turizm geliri sağlıyor Türkiye, bunun büyük çoğunluğu seks turizmi. Pattaya diye Bangkok'a çok uzak olmayan bir kasaba var, Türk lokantaları, otellerde Türkçe yazılar (mesela asansörde vs.) bulabilirsiniz. Bence buraya hiç uğramayın zira seks turizminin en yoğun olduğu yerlerden biri ve bir kadın olarak inanın çok moralim bozulmuştu burada, yemeden içmeden kesilmiştim etraftakileri görünce. Yani mesela Bangkok'ta falan isterseniz gidebileceğiniz yerler var ama Pattaya'da hiç istemeseniz bile sürekli görüyorsunuz, her yerde, istisnasız her yerde. Neyse buraya gitmeyin kızlar, denizi falan da öyle aman aman değil. Ama her Thayland turunda yer buluyor kendisine.

Yemekler konusunda kesinlikle aynı fikirdeyim, çok lezzetli ve çeşitli bir mutfakları var. Her şey var ve ucuz, seç beğen al ne istersen. Orada hiç McD, KFC falana gitmedim, hep yerel yemekleri bayıla bayıla yedim. Hele deniz ürünleri oooff ooofff. Hem komşusu Kamboçya'nın aksine Tayland çok temiz bir yer. Sadece üstleri başları çok şık olmadığı için bazı kişiler pis zannedebiliyor, kesinlikle değil. Tertemizler. Hepsi güler yüzlü, hele bir iki adetlerini, selamlama şekillerini filan öğrenir ona göre davranırsanız daha bile iyi oluyorlar. Tabii hepsinin Turiste bakışı aynı Türkler gibi, o yüzden pazarlık pazarlık pazarlık - her şey %50'ye iniyor 10 dk. içerisinde. Bende Çin mahallesinde çok iyi vakit geçirmiştim. Restaurantlar çok iyiydi evet öyle şık görünmüyorlar ama yemekler şahane. Bir de dövüş sanatlarını seviyorsanız kesinlikle Bangkok'ta stadyuma gidin, çok farklı bir deneyim yaşarsınız. Maçlara bahis oynuyorlar ve acayip tezahürat yapıyorlar. Ben çok eğlenmiştim orada ama dediğim gibi sadece seviyorsanız, yoksa biraz vahşi olabiliyor, yani filmlerdeki gibi fake değil gerçekten dövüyorlar birbirlerini. Oradan sonra sadece filmlerde sevdiğime karar verdim, ilk defa gerçek hayattaki dövüş görmüştüm ve son oldu zaten :)

Masaj konusunda çok iyiler hakikaten. Evet biraz sert bir masaj ama zaten tepkinize göre ayarlıyorlar hemen sorun olmuyor. Pamuk gibi yapıyorlar sizi bir saatte.

Tayland'da benim en sevdiğim yer Koh Samui. Hem yemekleri (hindistan cevizini burada yeyin bir, ya da yemeyin sonra diğer hiç bir yerdekini beğenmeme riski var) hem insanları, hem denizi çok çok güzeldi. Phuket güzel tamam ama Koh Samui bana daha çok hitap etti. Ay şimdi ışınlansam oraya ne güzel olurdu. Ama köpekten korkuyorsanız Koh Samui size göre değil zira plajlarında hep sokak köpekleri var :)

Adsız dedi ki...

pelin abla iyi ki varsın inşallah bende giderim birzmaman
senin yptığın herşeyi yapcagğız k biz azarbeijandan selam

elif salman dedi ki...

Şu yazıların tadını youtube daki hiçbir gezi vlogu vermiyor. Seni ortaokul da keşfetmiştim ve şuan lise son sınıfım bu yazılarını hep sevdim umarım daha çok gezersin bizi bilgilendirdiğin için teşekkürler

Fotoğrafım
Sorun bende değil Sende, Sorun Bendeymiş, Beni Hep Sev ve Mualla'ya Sor ve Türk Kızının 50 Tonu kitaplarının yazarı, 2011 Blog Ödülleri moda blogları 1.'si "bi kot bi tişört"ün sahibi, bir kitap okuyup hayatı değişmeyen, onun yerine bir kaç kitap yazan ama hayatı hala değişmeyen Pinkfreud'un blogu... İletişim: pinkfreudinfo@gmail.com

Instagram

Muallaya Sor #15

Ben size ne dedim, artık her hafta "Muallaya Sor" yazıcam dedim. Buyrun söz böyle tutulur, istikrar reis olarak hayatıma devam ed...

En Popüler Yazılar