Gönderen / 20 Kasım 2017 Pazartesi / 23 Comments / , , , , , , , , , , ,

Gittim Gördüm Gezdim: Lizbon

Hatırlar mısınız Mayıs ayında bi Lizbon'a gitmiştim, çektiğim her kareyi "Döner dönmez süper bi yazı yazacağım" hissiyle kaydetmiştim kamerama. Bilin bakalım ne oldu aşlslşsşl 7 ay geçti üzerinden anca elim gitti. Yarısından çoğunu unuttum gittiğim yerlerin adını ama hatırlamaya çalışıp kendi Lizbon deneyimimi paylaşacağım sizlerle bol bol fotoğrafla....



Portekiz'in başkenti Lizbon'a ilk kez gittim ve kesinlikle defalarca gidilesi bir şehir. Yaşayan sokakları keşfettikçe daha da güzelleşen bir yer. İstanbul'dan direk uçuş var, 5 saate yakın sürüyor, Schengen vizesina ihtiyaç var gitmek için.



İstanbul'a kıyasla ufak bir şehir olduğundan Airbnb'den beğendiğiniz bi evi tutsanız olur, büyük ihtimal istediğiniz yere yürüyerek gideceksiniz ya da en fazla kısa bi taksi yolculuğu. Bu arada çok ama çok yürüyeceksiniz Lizbon'da. Vücudunuzu ve ayakkabılarınızı buna göre hazırlayın.


Gideceğin yere hatiradan bakıyorsun 1 bilemedin 1.5 km, taksiye binsek taksici bize küfreder diyip hadi şehri görmüş olalım diye yürümeye başlıyorsun ama taaak diye karşına bir merdiven, dik bir yokuş çıkıyor. Bi anda şehri tepeden görüyorsun, bi ara sokaktan geçip bi bakmışsın deniz kenarına inmişsin. Sürprizli, keşfetmesi yorucu ama bi o kadar da zevkli bir şehir. 


Şehirde hizmet sektörü korrrrkunç durumda! Biz gittiğimizde havaalanında grev varmış 3 saatte anca çıkabildik ama şehrin içinde de durum pek farklı değil. Avrupa'lıların genel rahatlığına alışkınız, çomar gibi hadi hadilemiyoruz ama Lizbon'da durum bambaşka bi levelda. Böyle bir ahestelik, böyle bi gevşeklik görmedim.


İtalya ya da Paris'deki  gibi ufak bi kafe bulup oturayım, güzel bir kahve içeyim keyif yapayım düşünceniz olmasın. Yol üstü pastanelerinde kahveler genellikle tırt. Ben "Copenhagen Coffee Lab" ve "Fabrica Coffee Roasters"ı denedim Foursquare'dan bulup, gayet güzellerdi, önerebilirim.


Lizbon'un geleneksel tatlısı "nata" için önerim ise "Pasteis de Belem". Tatlıyla pek aram yok ama içi muhallebili, altı hamurlu güzel bir tatlı. Bıraksan bi oturuşta 10 tane yerim ama kaloriyi sıvı olarak almayı tercih ediyorum, biliyorsunuz.

Ve Casa Brasileira'da hamurişine, tatlıya doymak mümkün. Oldukça eski ve ünlü bir pastane burası da.


Yurtışında market gezmeyi çok severim lakin Lizbon'da öyle geniş geniş marketler yok. Belki de biz çok merkezde olduğumuz için göremedik, kaldığımız evin yakınındaki süper marketi talan ettim tabi. 3-4 yuroya inanılmaz şaraplar, atıştırmalıklar, deniz ürünleri bulabilmek mümkün. Ama bu tarz bakkal tarzı yerlerin önündeki meyvelerin tadını anlatmaya kalksam, kelimelerim yetmez. Önünden geçerken bile meyve kokusu esir alıyor insanı. Belki de oldukça popüler olan kurutulmuş balık kokusunu bastırmak içindir. Pööff böyle çirkin bi koku olamaz bunu yiyenin de satanın da abv.


Biraz da yeme içme önerisi vereyim. Lizbon'a gittiğinizde kilo almadan dönmeniz mümkün değil. Tatlılar, içkiler, yemekler derken yürüdüğünüzden fazlasını alıyorsunuz benden söylemesi.

Bu fotoğraftaki "Time Out Market". Böyle bi foodhall. İçinde bir sürü stand var. İster deniz ürünü, ister makarna, ister tatlı, ister hamburger her şeyi bulabileceğiniz, yemeğiinizi ve içkinizi aldıktan sonra ortadaki masalarda oturup yiyebileceğiniz devasa bir yer. Şehir içinde yer bulması zor restoranların ufak standlarında menüdeki en popüler parçaları bulup yemeniz mümkün. Hem pratik, hem her şey bir arada. Yiyeceğinizi alıp hemen dışındaki çimlere yayılıp yiyip içmek harika oluyor, benden öneri.

Deniz ürünü sevenler için önerim "Carvejaria Ramiro". Burası en popüler deniz ürünü restoranı olduğu için arayıp yer ayırtmanız lazım.


Şehir merkezini gezen bi tarihi tramvay var, herkes binmem için önermişti de çok turist dolu ve kalabalık olduğu için biz binmemeyi tercih ettik. Belki tenha olduğu bi an yakalanırsa binilebilir gibi geliyor.

Bi de elektrikli motorların arkasına oturup sizi gezdiren "tuk tuk" diye bi şey var. Onda da adamcağıza ayıp olur gibi geldiği için binmeye çekinmiştim. Yürüyemeyecek kadar yorgun olduğunuzda atlayıp 5-10 euroya gideceğiniz yere sizi götürmesini isteyebiliyorsunuz. Sanem gittiğinde bunlardan inmeyeceğine eminim dlsdşsş


Biraz da mekan önereyim. Bairro Alto bölgesinde bir sürü bar var, müziğin, insanların hoş olduğu istediğiniz yere oturun bence. Elektronik müzik sever olarak dans etmek için hemen "Capela" isimli gece klübüne gittik. İçkiler ucuz, insanlar güzel, sigara içilebilmesi ise ayrıca şaşırttı. Londra'nın içkiyle dışarı çıkma, içerde sigara içme gibi katı kurallarından sonra Berlin'e en yakın eğlence anlayışı Lizbon'da karşıma çıktı. Brownie ise duvarlarında "don't forget to go home" yazan bir diğer parti mekanıydı. After party saatleri içinse Eka Palace'ı öneriyorum. Partilemek isteyenler doymadılarsa (bizim gibi) Purex, Lux ve Tramp diğer mekanlar.


Bu önerimi dikkatle not edin! Salı ve Cumartesi günleri kurulan bit pazarı "Feira da Ladra" ikinci el pazarı seviyorsanız tam size göre. Sabah 6'de kuruluyor akşam 5'e kadar kalıyor tezgahlar. Erkenden gitmekte fayda var. O kadar büyük o kadar çok eşya var ki, böyle şeyleri seviyorsanız bütün gününüzü ayırabilirsiniz bile. Eski aynalar, ayakkabılar, tabaklar, süs eşyaları, takılar... Hepsinden tarih akıyor, eşele eşele aklını kaybediyo insan. 2 yuroya da eşyalar var, 200'e de.


Eski bir fabrikanın dönüştürüldüğü LX Factory hipster için idaeal bir ortam. Duvarda grafitiler, sanat galerileri, restoranlar, kafeler, tasarım ürünlerin butiklerinin olduğu ilginç bir alan olmuş. Biz gittiğimizde Electronica vardı, yine buldum dımtıs bi şey. Lizbon'un bohemleri, hipsterları burada takılıyordu.


Şehir merkezindeki Elevador de Santa Justa'yı görmemeniz mümkün değil zaten. Tarihi asansör uzaktan acayip cool görünüyor da korkunç bi kuyruk vardı, tabiisi beklemedim. Her hangi bi merdiveni ya da yokuşu tırmanıp rastgele görebileceğiniz bi manzara daha minnoş bence. Yallah Japonlara bırakın klişe şeyleri.


Herkes önerdiği için gittiğim meşhur dondurmacı Amorino ise dondurmayı külaha gül gibi koymaları dışında öyle wooow değildi. Ama kötü de değildi, yani ne bilyim ne bekliyosam, görürseniz gidin yiyin işte.


Bi kaç gün hangover yatıp vefat ettikten sonra tatilimizin kalan günlerini değerlendirmek istedik ve bir araba kiralayıp, yakın bölgedeki yerleri keşfe çıktık. Max 1 saat yol giderek vardığımız yerler akıl alır gibi değildi.  Bu gördüğünüz yer Sintra isimli kasaba. 



Biz gittiğimizde aşırı yağmur yağdığı için pek gezemedik ama dağın tepesinde minicik bir kasaba, tepede peri masallarındaki gibi kocaman bir kilise, sisler arasındaki orman.... Kafeler, restoranlar, hediyelik eşyacılar tam bi turist cenneti ama kesinlikle görmeye değer. Keşke yağmur yağmasaydı... 



Bol virajlı kısa bir yolculuktan sonra Avrupa'nın en batı noktası denilen "Cabo de Roca" ya geldik. Kıçı başı açık giden tek insan bendim. Millet esen şiddetli rüzgarı biliyor olacak montlar, atkılar, şapkalarla geziyordu. Big Little Lies izleyenler beni daha iyi anlayacaktır, uçurum kıyısına vuran dalgalar bana kendimi o dizide hissettirdi. 


Fransa'nın Normandiya kıyısındaki "Mont Saint Michel" adasından sonra en etkilendiğim yerdi sanırım. 



Yol kenarında kurulmuş olan ufak pazarı görünce hemen duruyoruz. El yapımı calzone pişiren teyzeler, aşırı taze meyve sebzeler, ucuz fiyatlar, kah kah kih kih eğlenen portekizli pazarcı amcalar... Yav Lizbon'da köy domatesi yemek nedir? Hayat beni nası bi noktaya getirdi? Virajlı dağ yolunun eteklerindeki bu minik pazar tası tarağı bırakıp Lizbon'da pazarcılık yapma isteği uyandırdı bünyede.



Bir sonraki durak "Praia do Guincho" idi. Burası bir kumsal, hava güzel olduğunda denize falan girenler de oluyormuş ama asıl olayı rüzgar sörfü. Biz gittiğimizde denize girecek bir hava yoktu, örtümüzü serip sörf yapan beybileri göz hapsine alarak bi şeyler içmeyi tercih ettik. Atlantik Okyanusu'na ayaklarımı sokup söfrcü izlemedim de demem artık! 


Portekiz'li kaslı sörfcülerle göz banyosu yaptıktan sonra minik bir sahil kasabası olan Cascais'e geliyoruz. Bisiklet sürmek için ideal bir yer, minnoş bir sahil şeridi var, herkes chill modunda... Turistik bir sürü deniz ürünü restoranı var "çarşı" diyebileceğimiz bölgede. Ama pek iştah açıcı gelmediği için bize oraları tercih etmedik. 



Yine Foursquare'dan bulup gittiğimiz "Marisco na Praça"da karnımızı bir doyurduk, 3 gün acıkmadık. Masanın ilk servisini çekmeyi akıl etmişim, bunlar daha başlangıçtı. Allah insanın gözünü doyursun ne diyeyim. Günlük olarak gelen deniz ürünlerini o an kendiniz seçip, istediğiniz pişirme metoduyla servis alabiliyorsunuz. Ev yapımı şaraplar, zeytinyağları, ekmekler ahh ağzım sulandı. 



Kasabayı yürüyerek ya da bisikletle keşfetmek oldukça zevkli. Lizbon'a dönüş ise 1 saat falan sürüyor. Bütün bu saydığım yerleri sabah çıkıp akşama kadar gezip şehre dönmek mümkün. 




Yemesi, içmesi, eğlenmesi, insanı, sokakları ile benim çok sevdiğim bir şehir oldu Lizbon. Bi defa bi ruhu var, bi yaşıyor şehir resmen. Vaktimiz kalsaydı 3 saat uzaklıktaki Porto'yu da görmeyi çok istiyorduk, ama oraya gidince kalmak lazım sanırım. Sanırım tren de gidiyor ama daha uzun sürüyormuş, niyeti olan araştırsın. 



Fotoğraf çekmeye de paylaşmaya da doyamadığım bir yer oldu. Üzerinden 7 ay geçmesine rağmen yine iyi hatırladım bence. Aklıma geldikçe eklerim diycem de bunun yalan olduğunu hepimiz biliyoruz slaşlşl 



Biliyosunuz öyle müzedir zarttır zurttur, kesin yapılacak ve görülecekler tarzı gezmem. Eğlenmek ve spontan bi şekilde keşfetmekdir öncelikli amacım. Kendi gördüğüm kadarıyla da özet geçmeye çalıştım Lizbon'u.



Gidenlerin bana ek olarak önerilerini bekliyorum, burayı okuyup bi liste hazırlayacaklara yol göstermek isteyenler buyursunlar. Benden bu kadardı, umarım yeniden karşılaşırız Lizbon
Share This Post :
Tags : , , , , , , , , , , ,

23 yorum:

Adsız dedi ki...

Portekiz ve ispanya dışında tüm Avrupa’yı gezen biri olarak lizbonu pek beğenmedim. Biraz Küba’yı andırıyor lakin anlatım ve tecrübeler harika.

Adsız dedi ki...

anlattıkları kadar varmış pelo

thalassa dedi ki...

hiç sevmemiştim sen yine iyi gezmişsin turist tuzağı. porto çok daha güzel lizbondan

Adsız dedi ki...

Amerikan muzik ödüllerini yaz lutfen

Adsız dedi ki...

Daha anlamli ve hos bir sekilde anlatilamazdi bence guzel is cikarmissin pelo 🌸

Adsız dedi ki...

Ruhu var kesinlikle. Birde avrupa ulkeleri icinde en uygun tatil yapilacak ulkelerden biri portekiz. Portekizliler yasamayi cok seviyorlar, rahat insanlar.

Unknown dedi ki...

Kesinlikle katılıyorum.Porto gerçek incisi Portekiz'in bence.

Adsız dedi ki...

Kesinlikle katılıyorum. Porto'nun sıcaklığı ve insanı kendi halinde bırakan havasından sonra Lizbon'un kalabalığı,bar ve lokantalara müşteri toplayan çığırtkanlığı,dilenciler,kirli sokaklar ve torbacılar...

Adsız dedi ki...

Pelo AMA's gelmeyecek mi? :(

eliza bennet dedi ki...

Ellerine sağlık çok güzel bir yazı olmuş, gidesim geldi. Yemekler süper görünüyor :)

Adsız dedi ki...

AMA's yaz yaa

Adsız dedi ki...

Oha mont saint michel e mi gittin orayi anlat asıl!

Adsız dedi ki...

AMA yazarmısın

ezgi dedi ki...

Bloglovinde gezinirken karşılaştım blogunlar. Çok da güzelmiş. Lizbon'u çok merak ediyorum. Gitme planlarımda olan bir yer bakalım ne zaman olacak ama fotoğraflar iştahımı kabarttı resmen :)
Sevgiler
Bu arada bana da beklerim ezgissimo.blogspot.com.tr

Adsız dedi ki...

O değil de Danla Bilic Women's Style dergisine de cikmis🖤 Aleyna'yla beraber ikinci dergi çekimleri olucak bu🤗 bu sene harikalar yarattılar onları yazarmisin Pelin?

Adsız dedi ki...

O değil de Danla Bilic Women's Style dergisine de cikmis🖤 Aleyna'yla beraber ikinci dergi çekimleri olucak bu🤗 bu sene harikalar yarattılar onları yazarmisin Pelin?

Adsız dedi ki...

pelin biz gittiğimizde portoya sabah uçakla gidip gece uçakla dönmüştük porto için gayet yeterli bir süre şarap tadımına mutlaka gidilmeli

Adsız dedi ki...

Lütfen Pelin, fotoğraflarını nasıl düzenlediğini anlat bir yazında

Adsız dedi ki...

VS show u yazmadın bu sene pelin 💔

Adsız dedi ki...

Pelin çok güzel yazi insanin cidden gidesi gezesi geliyor bu yazıdan sonra. Konudan alakasız bir istekte bulunucam umarım ciddiye alırsın da yazarsın. First date'te ne giyilir, nasıl giyinmelidir bunlarla ilgili yazı yazabilir misin nolur nolur nolur?

Adsız dedi ki...

hadi VS yazısı gelsin artııık

Adsız dedi ki...

allah için Vs show yazısı yaz artik

Yasemen Ç. dedi ki...

Bir kac oneri de benden gelsin, belki gitmeyi dusunenler faydasi olacak bir seyler bulabilirler :

http://myblog42-42.blogspot.be/2017/04/lizbona-gece-treni-gezi-notlari.html

Sintra'ya gittiginiz gun yagmur yagmasaymis keske ama Cabo de Roca fazlasiyla telafi etmistir Pena Palace'in eksikligini :)

Fotoğrafım
Sorun bende değil Sende, Sorun Bendeymiş, Beni Hep Sev ve Mualla'ya Sor kitaplarının yazarı, 2011 Blog Ödülleri moda blogları 1.'si "bi kot bi tişört"ün sahibi, bir kitap okuyup hayatı değişmeyen, onun yerine bir kaç kitap yazan ama hayatı hala değişmeyen Pinkfreud'un blogu... İletişim: pinkfreudinfo@gmail.com

Instagram

Muallaya Sor #15

Ben size ne dedim, artık her hafta "Muallaya Sor" yazıcam dedim. Buyrun söz böyle tutulur, istikrar reis olarak hayatıma devam ed...

En Popüler Yazılar