Gönderen / 29 Eylül 2016 Perşembe / 17 Comments / , , , , , ,

Gittim Gördüm Gezdim: Roskilde Festival 2016

Hatırlar mısınız bilmem, Haziran ayı başında Roskilde Festival için Kopenhag'a gitmiştik. Temmuz gibi Kopenhag yazısı yazmış, bi kaç gün içinde de asıl ziyaret amacım olan Roskilde Festival'i yazacağımı söylemiştim. İşte tam 3 ay sonra ancak yazıyorum.

Ama sor bi niye, Kopenhag yazısı yazarken Roskilde'nin de fotoğraflarını hazırlamıştım, dosyayı masaüstünden kaldırıp, başka bi klasöre atmışım, öyle olunca da unuttum gitti. Gerçekten gözden ırak olan gönülden de ırak oluyormuş. (Sizde de masaüstü bomboş olunca hayatınız çok düzenliymiş gibi geliyor mu??



Tabi o zaman anılar, bilgiler, hatıralar tazeyken yazsam çok daha güzel olcaktı ama şimdi aklımda kaldığı kadarıyla anlatmaya çalışacağım. Yaz planları için şimdiden hazırlıklar başlarken belki benim yaşadığım bu unutulmaz deneyimi siz de yaşamak istersiniz..


Roskilde, Kopenhag'a 1.5 saat uzaklıkta, miniş bir kasabanın içinde devasa bir alana kurulan, 40 küsür yıldır gerçekleşen baya ünlü bir festival. Daha önce Barselona'da Sonar, Berlin'e Melt'e katıldım ama kuzeylilerin festival anlayışı gerçekten bi başkaymış. O yağmura çamura rağmen Avrupa paçozluğundan eser yok. Rock ağırlıklı gruplar çıkmasına rağmen bi taşlınlık, bi itiş kakış, bi leşlik görmek mümkün değil.


Tuborg'un anasponsor olduğu festival başta kuzey ülkelerinde yaşayanların ve tabi binlerce evropalının aylarca iple çektiği, artık klasikleşmiş bi festivalmiş, ben de gidince öğrendim. Seneler önce festivalde tanışıp 20. evlilik yıldönümünü orda kutlayanlar mı ararsın, bebeğiyle gelenler mi, günlerce kamp yapanlar mı... O kadar çok çeşitlilikte tipler vardı ve birbirlerinden o kadar bağımsızlardı ki, bi müddet atlatamadım gördüklerimi.


5 ana sahne, binlerce yemek seçeneği, tonlarca tuvalet, adım başı içki almak için kurulmuş barlar... Yemek festivaline bile gittim ama bu kadar çok seçeneği orda dahi görmemiştim. Bir sürü seçenek olunca ne öyle ahım şahım kuyruklar, ne leş gibi tuvaletler, ne başka bir sıkıntı olmuyor haliyle. Olsa da herkes o kadar medeni ki, bi atar gider yapılmıyor. En sevdiğim kısım ise bu telefon şarj etme bölümü oldu. İrili ufaklı bir sürü şarj etme ünitesi olsa da burayı da sosyalleşmek için koltuklu, kendi müzik yayını olan bi bölge haline getirmişler. Neyse ki 3 tane harici şarj aleti ile gezdiğim için hiç kullanmam gerekmedi burayı.


Kahveden kokteyle, hint yemeğinden akdeniz mutfağına, kahvaltıdan sosise o kadar çok yemek vardı ki, itiraf ediyorum her şeyi yemekten sarhoş olamadım! Red Hot Chili Peppers, Pj Harvey, LCD Soundsystem, Tame Impala gibi harika isimleri, aşkım sevgilim David August'u tekrar dinledim ama 3 ay sonra aklıma ilk olarak yediklerim geliyo :((


Festivalin "Dream City" olarak adlandırılan kamp bölümü var. Kamp yapmak bir çok festivalde olduğu gibi bir ekstra ücrete tabii değil. Yani aldığınız normal biletle kamp alanında da çadır madır kurabiliyorsunuz. En son konser/performans 2 gibi başlıyor maksimum 4'de bitiyor. O yüzden biz akşamları şehre, otelimize döndük. Ama soğuğa, yağmura dayanırım, ekşın insanıyım, bana koymaz diyorsanız çooook eğlenceli görünüyordu kamp alanı. 


Mesela şu itfaiye arabası görünümlü şeyin içinde iki tane çocuk öyle bi müzik yapıyorlardı ki, inanılmazdı. Çıkan ses, kmlerce öteye yayılacak kadar kaliteliydi. Bizde şehrin en popüler mekanında o kadar iyi müzik yoktur öyle söyliym. Bi de şu beyaz birek üzerinde boru gibi şey var ya, işte kamp alanının her yanı onlarla dolu. Güneş enerjisi ile telefon şarj etme şeyiymiş. Ama yani o kadar çok var ki, her çadır başında bi tane dikmişler nerdeyse. Ya kıyamam sizde ne güneş var da onun da enerjisini alıyosunuz. Tabi onun başında telefon şarj ederken bile sosyalleşiliyor, içiliyor, dans ediliyor. Ahh medeniyet :(((


En pis, en insanı imnita ettirecek kamp bölgesi tuvaletleri bile temizdi desem inanır mısınız? Herkesin ihtiyacı kadar tuvalet kağıdını alıp içeri girdiği sisteme bayıldım. Tabi hemen bizle karşılaştırmadan duramadım. Bizde olsa "Aman sonra kalmaz" diyip ruloları çadırda saklardık kesin. 


Gitmeden önce hava durumuna baktım "19-20" derece gösteriyordu, Danimarka deneyimli arkadaşlarıma sormak yerine "Aaa iyiymiş üstüme bi şey alsam yeter" dedim ama nafile! bizim 19-20 ler gibi olmuyomuş bunlarınki arkadaşlar, afedersiniz götüm dondu. Hele kamp yapmayı falan düşünüyorsanız kesinlikle aşırı kalın şeyler götürün. Ama güneş açtı mı da Bodrum'dan sıcak oluyo hava, anlamış değilim. Bi müzik festivalinden çok daha fazlası var ortamda. Vintage kıyafet dükkanları, yeni kıyafetler, takılar, peruklar, aksesuarlar.. Hem de Danimarka'nın hem butik, hem global markalarına, tasarımlarına ulaşmak mümkün. Üşüdünüz kazak var, yağmur bastırdı çizme var, acıktınız döner bile var! 


Aşırı güzel kızlar, sapsarı ve upuzun oğlanlar, yemekler, iyi müzik derken 4 gün nasıl geçti anlamadım bile. Festival diye resmen kandırılmışız bunca yıl! Bu tontiş oğlan mesela sahneler arasındaki yolda dondurma satıyo, tin tin tin zilini çala çala. İçki ve tuvalet kuyruğunda ömrü geçmiş biri olarak, şaşırmak hakkım sanırım! İstanbul paçozluğuna, Berlin undergroundluğuna o kadar alışmışım ki, kuzey tontişliğine hasta oldum...


Danimarka'nın genelinde ve tabii ki festival alanında tüm yollar, girişler, tuvaletler zaten engelliler için düşünülmüş, herkes bunlara saygı duyuyor ama her sahne kenarına, yanına hatta bazen önüne kurulan bu rampalar sayesinde tekerlikli sandalyede olanlar buraya çıkıp yukarıdan görebilyorlar sahneyi! Ve azımsanmayacak kadar da çoktu! E tabi herhangi bir engel olmuyor böyle yerlerde engelli olmak. 


Yine bir şarj ünitesi, yine bir tontişlik... 


Dediğim gibi Tuborg festivalin ana sponsoru olduğu için musluktan akar gibi bira içiliyor. Tabii ki bizde olmayan çeşitleri hemen çok sevip aşermeye başladım. İçeride benim sayabildiğim 15 farklı kokteyl bar vardı! Bakın sırf kokteyl diyorum. Elimde tuttuğum meyvesuyu gibi karton kutuda satılan beyaz şarabı ise gidin bulun, sahne önünde lıkır lıkır için ve gelin bana teşekkür edin! O kadar söylüyorum!


İşte bana Roskilde'yi yazmayı hatırlatan kare de budur! Kim der ki "Amaan hadi şimdilik bi sosisli yiyelim, acıkınca düzgün bi şey yeriz" diye aldığımız şeyin bu şaheser çıkacağını! 


Henüz bu senenin line-up'ı açıklanmamış, ama erken bilet fırsatından faydalanmak, festival hakkında daha detaylı bilgi almak isterseniz anlattıklarımın 100 katı http://www.roskilde-festival.dk adresinde mevcut. 


Ya tam yazıyı bitiriyordum bu fotoğrafı gördüm. En kalabalık, en tıklım tıkış konserin hemen 3 metre ötesi burası. Adamlar sandalyeleri koymuş chilleye chilleye konseri dinliyorlar. Ne bi rahatsız eden, ne yolun ortasında oldukları için söylenen, ne bi tip tip bakan..

Bu kadar birbirine saygılı, doğaya saygılı, müziğe saygılı ama bir o kadar da özgür ve kendini kaybederek eğlendiğin bir ortamda bulunmamıştım! Eğer deneyim için yaşayanlardansanız Roskilde listenizde kesinlikle olmalı!
Share This Post :
Tags : , , , , , ,

17 yorum:

Adsız dedi ki...

Vay anası be

Adsız dedi ki...

Pelincim matthew noszka yazisi yazarmisin nolur

Adsız dedi ki...

Of be!

Adsız dedi ki...

ya manyak bişey işte evrupa işte blond tatlış insanlar 63623873 yıl yaşatır beni :D

eliza bennet dedi ki...

Harika bir yazı olmuş tebrikler, ben bile bu yaşımda özendim gidesim geldi.

Evet ne varsa kuzeyde var. Adamlar barbarlıklarını zamanında yapıp bitirmişler, medeniyete kucak açıp içselleştirmişler.

Adsız dedi ki...

tulu da vardı di mi kız burda ehehehjkdsdfkjkf

Nina dedi ki...

Teşekkürler yazi çok güzel olmuş, gitmiş görmüş kadar oldum valla. Ve evet üniversitede gidebileceği m tüm şenliklerin festivallerin bokunu çıkarmış olmama rağmen bu yaşta gidesim geldi^_^
Ve evet masaüstü boş olunca TABII KI hayatım çok duzenliymis GIBI hissediyorum agdgdgsjwksshkskhdg ay koptum hahaha sefil hayatımızın bu tür ayrıntıları fark edip ölduruyorsun pelin ya:)))))

Adsız dedi ki...

Ya şu botlar konusuna el atsan artık çünkü çok istendiğini hatırlıyorum şöyle nerden alabiliriz en azından

Adsız dedi ki...

Fiyattan bahsetseydin keşke biz fakirler merak ediyoruz burda..

Adsız dedi ki...

Margot Robbie yazısı yaz❤️💙

Adsız dedi ki...

pelin ciddi ciddi söylesene ya, hadi yemeyi geçtim, Bira içen insansın ve götün göbeğin belin yok BU NASIL OLUYO?!?!?!?!???!!!

Adsız dedi ki...

of nasil tatlı bi yazı💕 sen bizi istanbuldan tiksindirdin kusturdun:) yakında hiç sokağa çıkmayıp asosyal gibi evde sırf film müzik takılıp paramı böyle güzel şeylere biriktiricem pelin😊

Adsız dedi ki...

huzurla doldum:) sana oralar cok yakısıyor, keske tvde yurtdısıyla ilgili bir program yapsan da izlesek💛

Adsız dedi ki...

pelin'in televizyonda çalışıcak kadar motor oldugunu düşünmüyorum sdgksjfasfgjs dobralığıyla ağzına sıçar valla herkesin. ha, keşke yapsa zaten o ayrı. seni 24 saat bıkmadan izlerim,kadının hasosusun pelo🖕🏻

Adsız dedi ki...

evetttt bende cok merak ediyordum bunu uzun zamandir. dukan diyetini duydun mu pelin? duymadiysan araştırıp bununla ilgili bir yazi yazarmisin? birçoğumuz kilo problemi yaşiyoruz ve seni okuyan çok insan var,takip edenlerde öyle,faydali olacagina inaniyorum.

Adsız dedi ki...

nedense aklima instagram ve facebook'un ne kadar gereksiz oldugu geldi. rafine hayat, rahat insanlar, sürekli fotoğraflanmayan anlar. eskiden instagrama izlediğim çizgifilmi koymak bile eğlenceliyken simdi dünyanın en cool fotosu cekilse bile bir anlamı yok sanki. hersey yapıldı, tüketildi gibi.facebook da öyle anlamını "bitiren" bir hal aldı. o sahtelikten çıkıp böyle sade yerlerde nefes almak gerek.pelin yine ilham verdin✨ direkt hesaplarımı silip yetişebildiğim ilk festivale koşucam🍺🐷

Adsız dedi ki...

facebook çağdışı kaldı zaten de, instagramı da açköpek gibi heryeri çekenler zaptetti. gercekten ikisini de kapatıp cool takılmak var.

Fotoğrafım
Sorun bende değil Sende, Sorun Bendeymiş, Beni Hep Sev ve Mualla'ya Sor kitaplarının yazarı, 2011 Blog Ödülleri moda blogları 1.'si "bi kot bi tişört"ün sahibi, bir kitap okuyup hayatı değişmeyen, onun yerine bir kaç kitap yazan ama hayatı hala değişmeyen Pinkfreud'un blogu... İletişim: pinkfreudinfo@gmail.com

Instagram

Dizi Önerisi: Olive Kitteridge

Yine davar gibi bir günde izleyip, etkisinden kurtulamadığım bir dizi önermeye geldim. Selamsız sabahsız girdiğim için kusura bakmayın, öne...

En Popüler Yazılar