Gönderen / 26 Mart 2015 Perşembe / 13 Comments / , , , , , , , , , , ,

Gittim Gördüm Gezdim / Berlin

Bu kadar ısrardan sonra artık Berlin'i daha fazla kendime saklayamayacağıma karar verip bu yazıyı yazmaya koyuldum. Yeni tema, daha çok yazı derken hep ertelediğim, bi türlü elimin gitmediği Berlin yazım ile sizlerleyim. İlk olarak 2005'i 2006'ya bağlayan yılbaşı gecesi gidip -30 derecede donduğum, 20132014'e bağlyan yılbaşı tatilimde ise aşık olduğum ve kopamadığım, son bir yıl içerisinde 4-5 kez gittiğim,  ve mutlaka hayatımın bir dönemini orada geçirmek istediğim şehir; Berlin'e dair notlarımı paylaşacağım sizinle.



Benim için Berlin demek, yüksek tavanlı Alman evleri demek, sabahlığımı giyip prosecco ile kahvaltı etmek demek, memleketimizin tüm karmaşa ve mutsuzluğundan uzak olmak demek.. Çok iyi oteller olsa da Berlin'e gidip bir otel odasına kapanmayı pek hoş bulmuyorum. O yüzden her seyehatimde Airbnb vasıtası ile ev kiralıyorum. Şimdi Airbnb nasıl kullanılır vs.. anlattırmayın bana. Bütcenize, kalacağınız süreye uygun bir yer mutlaka bulursunuz. Otelden çok daha konforlu ve ucuz olacağına eminim. Çok isterseniz bi ara anlatırım ama...


Hava -15 değilse mutlaka bisiklet kiralayın. Çok soğukta zor olabiliyor ama şehir bisiklet sürmeye o kadar müsait bi, mal gibi binmeden dönerseniz ayıp olur. Bisiklet yolları inanılmaz gelişmiş ve bu konuda çok hassaslar. Yani öküz gibi bisiklet yolundan yürümeyin, azarı işitir ya da çarpar geçerler. İlokul trafik dersinde gördüğümüz "sola dönerken sol kolu kaldırıp sinyal verme" hareketini ilk burada gördüğümde çok şaşırmıştım.

Biz kaldığımız yere de yakın olan, günlüğü 4 euro olan bisikletçiden kiralamıştık. Bilgilerine https://www.facebook.com/RentABike44 adresinden ulaşabilirsiniz.


Bisikletiniz yoksa gitmek istediğiniz hemen hemen herr yere metro gidiyor. Haftasonları sabahalra kadar çalışıyor, haftaiçi ise bilmiyorum o da gayet makul bir saattir. Bizdeki gibi 23:50 de son seferini yaptığını sanmıyorum. Metroya biniş ve inişte turnikeler yok ama kekoluk edip kart almamazlık etmeyin. Sık sık kontroller oluyor, kartınızı göremezlerse ceza yiyiverirsiniz. Param çok diyorsanız taksiye binin, bütün taksiciler türk olduğundan hiç zorlanmazsınız.


(fotoğraf temsili)

Nedir bu Berlin Berlin Berlin sevdası. Öncelikle gece hayatı.. Dünyanın en iyi müziğini, en cool ortamlarda dinlemek istiyorsanız adres Berlin. Dik dik bakan yok, iten kakan yok, leş gibi ter kokusu yok, içki ısmarlamak için salyalar akıtan kekolar yok. Ama aynı zamanda herkes için de bir gece hayatı değil bu. Pek gece de değil zaten, komple bir yaşam tarzı olarak benimsenmiş bir eğlence biçimi..  Herkes dans etmek ve müzik dinlemek için orada. Ama Cumartesi gece 2'de çıkayım, 5'de gece biter tarzı bi eğlence anlayışını unutun. Bunlar Cuma günü başlayıp, Pazartesi hatta Salı'ya kadar durmadan partileyen insanlar. Pazar sabahı uyanıp, güzelce kahvaltınızı yapıp en ağır tekno çalan mekanlara girerek 17-18 saat dans ederken bulabilirsiniz kendinizi. 

Benim en favori gece klüplerim ve mutlaka gitmenizi önereceğim yerler ise şöyle: Watergate, Kater Blau, Berghain (herkese göre değil baştan uyarayım), Sisyphos, Weekend, ://about blank, Club der Visionaere... 

Şimdilik ilk aklıma gelenler bunlardı. Şehirde 900'ü aşkın klüp olduğu için nabzını tutmak size kalmış. Biraz dayanıklılık istiyor günlerce dans etmek, onu da halledersiniz artık.


Berlin'in en cool dükkanlarından biri olan "Voo Store"u görmeden dönmeyin derim. Paris'e gidip Colette'i gördüyseniz aha bu da Berlin versiyonu. Aşırı cool ürünler, kendine has kokusu ile gidip görülmesi gerekiyor. Türk mahallesinin göbeğinde Türklerin açtığına inanmanın zor olduğu bu mağazaya sırf meraktan gitmiştim. Aşırı güzel de bir kahve bölümü var, paranız hiçbi şeye yetmese bile bi kahve içer, iki üç güzel insan ve bolca özenecek kıyafet, aksesuar görürsünüz. 


Berlin'in en "hip" ve hipster kafesi ya da barı "Mein Haus am See

Adı artık ne demek bilemem ama bu yeşil birayı mutlaka için. Tadı öyle güzel ki, gençlik iksiri içiyomuşsun gibi, su gibi kana kana binlerce içesi geliyor insanın. Hippilerin ve hipsterların yoğunlukta olduğu bu kafeyi ben çok sevmiştim ama içerideki yoğun koku biraz rahatsız edici olabiliyor. Aman burnunuzu tıkayıp oturun ne var, ortam gayet cool. 


Yeme içme işlerini hiç öyle abartmadım Berlin'e gittiğimde. Yol üzerindeki muhteşem "sosis + patates" olaylarına dalabilir, herkes gibi biranızı yudumlaya yudumlaya şehri turlayabilirsiniz. Bi de bizim buralardaki dönere hiç benzemeyen bir "türk döneri" var. Şahsen ben bayılıyorum. Full et, tazecik ekmek.. Ama oralardayken de keko gibi döner yemek biraz saçma geliyor. O yüzden "currywurst" denen yiyecekle ucuz ve hızlı bir şekilde karnınızı doyurabilirsiniz. 


Ama bir hamburgerci var kiii, gidip bulup cenneti ısıracaksınız. "Schiller Burger" 6 şubesi bulunan bir hamburgerci. Verdiğim linke tıklayıp 6 adresten en yakınınızda bulunana gidip yiyin beybiler. 


Eskicisiz, bit pazarsız Berlin olur mu? Pazar günleri kurulan "Flohmarkt am Mauerpark" a gidip bir göz atabilirsiniz. Mauerpark etrafında kurulan pazar artık biraz turistik olsa da, hava güzelse uzun uzun dolaşıp bunlar neden bizim ülkemizde yok diye ağlayabilir, yorulup parkta soluklanabilirsiniz. 


Şehir her mevsim, her an yaşasa da hiçbirinde yazın gittiğimdeki kadar muhteşem hissetmemiştim. Güneşi gören sarı almanlar ile birlikte parklarda soluklanmak kadar güzel bir şey olamaz. Zırıl zırıl ağlayan tek çocuk kimdi bilin bakalım? Elbette kara kuru bir türk bebesi. Türkler dışında her şey oldukça güzel. Bir gününüzü ya da en azından tatilinizin bir anını parkta sere serpe uzanmaya ayırın. 


Şehirde iki adet "Urban Outfitters" mağazası var, alışveriş falan seviyorsanız mutlaka uğrayın. Bir sürü ıvır vızır, cool takılar, vintage görünmlü kıyafetler, plaklar, kitaplar ile dolu harika bir mağaza. Ocak ya da Temmuz ayında gerçekleşen indirime denk gelirseniz oh ne ala, onun dışında yine yuroyu tl'ye çevirince ne yazık ki baktığınızla kalıyorsunuz..


Son tatilimizde bir arkadaşımın önerisiyle gittiğim "Neue Heimat" o kadar değişik ve ilginç bir yerdi ki, hava güzelken gidip saatlerce takılmak isterdim. Eski hangar gibi bir alanı after mekanına çevirmişler resmen. Çocuklu, pusetli tipler de var, partilemekten yorulan teknocu Almanlar'da. Bir yanda canlı jazz müzik çalıyor, diğer yanda bangır bangır disco.. Ortada ise kocaman bir boşluk ve güneşlenmek için yanıp tutuşan almancıklar.. Ve tabi dünyanın her yerinden ilginç yemekler... Biz pazar akşamı gitmiştik, ama cumartesi günleri de açık. Değişik yemekler ve içkilere merakınız varsa ve Berlin'in zorlayıcı gece hayatına dayanamayacak gibiyseniz burada takılabilirsiniz bi süre..


İnternette bir fotoğraf gördüm ve işler gelişti... Nerede gördüm, kimde gördüm bilmiyorum ama "bunu yemeden ölmeyeceğim" dedim ve o cheesecake'i yemek için elimde harita yollara düştüm. İyi ki de düşmüşüm. "Five Elephant" Berlin hipsterlarının yeni gözdesiymiş. Gerçi lokaller böyle süslü yerlere pek yüz vermiyor ama ben yine de gidip görmek istedim ve hayatımda yediğim en iyi cheesecake'i yedim. O yumuşacık kreması her lokmada cenneti ısırmak gibiydi. Yazarken bile ağzım sulandı. Gezme dolaşma turları arasında bir kahve ve dünyanın en muhteşem tatlısı için mola vermek isterseniz adres Five Elephant. İçerideki "no laptops" yazısı ise dikkatimi çekti. Bir kaç yerde daha görmüştüm. Oturup kafelerde çalışanlara düşman galiba bu cörmınlar. 



Amaaaaaa, eğer konu kahve ise adres belli: The Barn. Burayı da rastgele dolaşırken görüp girdik ama meğerse kahveleri çok meşhurmuş, avrupa'nın dört bir yanına çekirdek yolluyorlarmış. Hemen gidip içtim tabii ki. Menüde Khloe Kardashian'ın içip de günlerce uyuyamadığı, kalbinin pırpırpır olduğu Küba kahvesi Cortadito görünce hemen içtim. Öyle ahım şahım bi coşma olmasa da insanı dipçik gibi yapıp, şöyle bi alttan sertçe vurmuyor değil. "Aman eksik kalmayayım." diyorsanız, gerçekten iyi bir kahve içmek istiyorsanız bi gidip kahvenizi alarak gezmenize devam edebilirsiniz. Memlekette tek hücreli amip gibi çoğalan kahveciler biraz da şunlara özensinler yauuuv, latte içmekten içim kıyıldı..



Nehrin orta yerinde oturuyormuşsunuz hissi veren "Ankerklause" Türk mahallesinin tam ortasında yer almasına rağmen son derece "german" bir mekan. Gündüzleri muhteşem kahvaltı, öğlen hafif içip takılmaca, geceleri de klüp oluyor. Hangi zaman diliminde uğramak istediğiniz size kalmış. Bu göt kadar yerde bu kadar eğlenebildiklerini görünce inanamamıştım. 


Şehrin dört bir yanındaki bu fotoğraf otomatlarında fotoğraf çektirmeden dönmeyin. 2 yuro karşılığında bi kaç dakika bekliyorsunuz ve ta taaa fotoğrafnız elinizde. Her şeyin dijitalleştiği bu dönemde insan elinde gerçek fotoğraf tutunca bi duygulanıyor. Memlekete dönüp güzel Berlin günlerini hatırlamak için ideal bir yöntem..


Her tarafı özgürlük, bireysellik ve sanat dolu olan bu şehirde o ne der, bu nasıl düşünür, şunu giysem mi, bu ne giymiş diye kaygılanmadan kendinizin farkına varabilir, içinizdeki cevheri bulabilirsiniz, aha bu kadar da net söylüyorum.

Daha söyleyecek bir sürü şey vardır ama bu kadar toparlayabildim. Aklıma geldikçe güncellemeyi düşünüyorum bu yazıyı. Umarım anlatacak uzun Berlin anılarım olur ilerde.

Tatilinize bir nebze de olsa katkıda bulunabildiysem ne mutlu bana.
Share This Post :
Tags : , , , , , , , , , , ,

13 yorum:

Dilek dedi ki...

Berlin'e gitmek hiç aklımda yoktu, şu dakikadan sonra var (buraya gözleri yerine kalpler olan smiley gelcek) :D

airbnb'nin yanında booking'de de evler var artık oteller yerine. Londra'da efsane bir evde kalmıştık booking'den bulup <3

Dünya'da o kadar düz memleket varken, her yeri yokuş olan ve bisiklet kullanmayı imkansız hale getiren İstanbul'da doğduğuma 15 milyonuncu kez lanet ettim!

Adsız dedi ki...

Berhain'a girmek için ne kadar bekledin - ne giydin de sven seni içeri aldı ?

Adsız dedi ki...

Ba-yıl-dım! Memleketin bisiklet yolları konusunda ben de çok dertliyim, bisiklet yolunda tam önümden giden adam ona çarptığım için bana fırça çekmişti ama ben altta kalır mıyım, ona güzelce bir ders vermiştim. AYH YAZIYI OKUDUKÇA ALAMANYALARA GİDESİM GELİYOR

Adsız dedi ki...

Berlin Festivali.

Adsız dedi ki...

yaz gelse dde gitsem çok özendim. pelin bişey soracağım sana fotoğrafları bugün instagrama koyduğun makinee ile mi çekiyorsun? eğer öyle ise markası ve modeli nedir o makinenin?

kibirliceviz dedi ki...

ne zamandır berlin yazını bekliyordum, iyi geldi. <3

Adsız dedi ki...

Airbnb'yi yazar mısın ne olur çok önemli bi bilgilendirme yapmış olursun sana çok dua edeceğim n'olurrrrr....

Adsız dedi ki...

berghain hakkında hiç iyi şeyler duymadım orada ne işin var anlamadım doğrusu

sule m dedi ki...

Güzel bir tanitim olmus :)

Currywurst olayina dikkat, domuz etinden yapiliyor...

Ayrica Döner de yiyecek olursaniz temkinli olmânizi tavsiye ederim...Domuz eti ,at eti ,vs...karistiranlâr cok ucuza getirmek icin.

Belli yerlerden yenir...Metrolarda ve ucuz fiyatli olanlara özellikle dikkat...



Adsız dedi ki...

Paylastigin kafe fotolarinin kokusu burnuma geldi, viyanada yasiyorum nasil koktugunu bilirim oralarin! Iyk ama yaaa:(

Adsız dedi ki...

Glee'nin finaliyle alakali bi post yaparsan cok sevinirim :)

Dilara Cebir dedi ki...

Özlemişim memleketimi

Adsız dedi ki...

Almanya'ya gidip 4 şehir gezdim de Berlin'e gidemedim ya... Duygulandırdın pelo :(

Fotoğrafım
Sorun bende değil Sende, Sorun Bendeymiş, Beni Hep Sev ve Mualla'ya Sor kitaplarının yazarı, 2011 Blog Ödülleri moda blogları 1.'si "bi kot bi tişört"ün sahibi, bir kitap okuyup hayatı değişmeyen, onun yerine bir kaç kitap yazan ama hayatı hala değişmeyen Pinkfreud'un blogu... İletişim: pinkfreudinfo@gmail.com

Instagram

Dizi Önerisi: Olive Kitteridge

Yine davar gibi bir günde izleyip, etkisinden kurtulamadığım bir dizi önermeye geldim. Selamsız sabahsız girdiğim için kusura bakmayın, öne...

En Popüler Yazılar