Gönderen / 27 Şubat 2013 Çarşamba / 29 Comments / , , , , , , , , , , , ,

Ben Bu Ara #3

Yazması saatler süren, okuması günler alan Academy Awards yazısından sonra hafif bir şeyler yazayım dedim. Hem benim için yazması kolay, hem okuması kolay, hem de uzun süredir boşladığım "Ben Bu Ara" yazılarına bi dönüş yapayım dedim. 

Önceki "Ben Bu Ara" yazılarına bakınca farkettim ki hayatım aynı monotonlukta ve sıkıcılıkta devam ediyor. Bunun adına düzen ve istikrar mı deniyor acaba? Bana sıkıcılıktan başka bir şeymiş gibi gelmiyor ama. Nerede olduğunu, ne yediğini, ne giydiğini paylaşmanın nedense ayıp olduğunu düşünen biri olarak mutlu anlarımı hiç paylaşasım gelmiyo. Ha tabi her önüne gelene her şeyi saydırırken ayıp gelmiyor da bu mu ayıp diyebilirsiniz, haklısınız. Ama yine de şunu giydim, bunu aldım, şurda çok mutlu takıldım şeylerine yavaş yavaş alışacağım. Şimdi bu ara yaptığım bi kaç bi şeyi paylaşmak istiyorum..



Dün akşam Ufuk'un ısrarıyla Kelebeğin Rüyası'na gittik. Aldığı Oscar ödülü sonrası Django Unchained'ı izlemek istiyodum aslında ben. Kıvanç Tatlıtuğ ve Mert Fırat'ı izleme fikri o kadar da kötü gelmediği için kabul ettim. Öncelikle şunu söyleyeyim hiç de öyle söylendiği gibi bilet bulunamıyor, kapalı gişe oynuyor falan değil. Hatta koca salonda toplasan 20-30 kişi değildik. Belki geceydi diye, bilemiyorum. Mert Fırat'a ölen, Kıvanç Tatlıtuğ için bi böbreğini feda edecek biri olarak filmde fenalıklar bastı bana. Bitmiyor, bitmiyor, bitmiyooooooor. Bi de sonunda ne olacağını bilince heyecanlanmadım hiç. Aşık bi Kıvanç Tatlıtuğ'u izlemek her şeye bedeldi ama. O nasıl oynamak, o nasıl ağlamak, tekrar tekrar aşık oldum. Belçim Bilgin oynayamamış diyenler de bokumu yesin, gayet role bürünmüş, çok da güzel oynamış. Peki Mert Fırat ve Kıvanç Tatlıtuğ dururken Behçet Necatigil'i canlandıran Yılmaz Erdoğan'a vurulmam neyin nesi oluyor? Hello daddy issues. Sinemada izlemesem olur muydu? Olurdu. Ama yine de gidilmeyecek kadar kötü bir film değil. Sadece biraz fazla uzun o kadar. Türk sineması adına güzel bir adım. Emeği geçen herkesi tebrik etmek lazım. Başta Kıvanç bebeğimi.


Bilen bilir, 350 senedir hala "50 Ton" üçlemesinin ikinci kitabı olan "Karanlığın 50 Tonu" kitabını okuyorum. Ama hiçbir zaman tek kitap okumam, mutlaka bir diğerine geçerim hep. Burada bahsettiğim gibi ilk kitabı çok sevmiştim, ikincisinde nefret ettim. Neyse şimdi konumuz 50 Ton Üçlemesi değil. İkinci kitaptan o kadar sıkıldım ki araya başka bir kitap aldım. "Dahiler ve Aşkları" kitabını okumaya başladım. Devam zorunluluğu olmadığı için her gün açıp birinin hikayesini okuyorum. O kadar değişik şeyler öğrendim ki, iyi ki almışım bu kitabı diyor ve herkese tavsiye ediyorum. Sadece yaptığı işlerle tanıdığımız bilimadamlarının, yazarların, şairlerin aşk hayatlarını anlatıyor. Çektikleri acıları, yaşadıkları ızdırapları gördükçe ortaya çıkardığı eserler daha da anlamlanıyor gözünde insanın. Charlie Chaplin'in 12 yaşında bi kız çocuğuyla evlendiğini, Yahya Kemal Beyatlı'nın meşhuuur "Sessiz Gemi" şiirini Nazım Hikmet'in annesine yazdığını öğrendim mesela. Okuduğu her kişide bambaşka bi aşk hikayesine, bambaşka bi tarihe giriyor insan. Okuyacak kitap arıyorsanız mutlaka tavsiye ederim bu kitabı. Bunu bitirince "Tarihi Liderler ve Aşkları"nı alıp okumayı planlıyorum. Tabi daha sırada lanet 50 Ton'un üçüncü kitabı var! Ahh şu merak insana ansiklopedi kalınlığında kitapları hatim ettiriyor. Kezban Anastasia ne mallıklar yapacak diye üçüncüyü de okuyacağım.


Bu ara yazmaya merak saldım. Yani hep yazıyordum ama defter merakımın bi sebebi olsun, artık kullanayım şu biriktirdiğim defterleri dedim. Topshop'un hediyesi olan, üzerinde kocaman "Who Are You?" yazan defterle başladım. Kendimi bulma, benliğimi keşfetme yolunda "Who Are You?" sorusu bana bi işaret olur belki. Peki bu deftere ne yazıyorum? Gittiğim her yerden topladığım şeyleri asla atmam. Fişler, biletler, broşürler, haritalar hiçbir şeyi atasım gelmiyor. Bunları artık orda burda biriktirmektense defterime yapıştırıyorum. Ecnebilerin "scrapbook" dediği şeyden yapıyorum farkında olmadan herhalde. Benim kadar çok yazınca bir süre sonra insanın klavye tuşlarına basarak yazdığı şeyler ruhsuzlaşmaya, hissizleşmeye başlıyor. O yüzden senelerdir uzak kaldığım kağıt kalemle yeniden buluştum. Artık beynim klavye hızına o kadar alışmış ki, düşündüğüm kadar hızlı yazamıyorum deftere.  Bu hız eksikliği başka şeyler düşünmeme, yeni bir şeyler hissememe neden oldu. Henüz üç aydır bu defterle birlikteyim ama bana ne kadar iyi geldiğini anlatamam bile. Bazen günlük gibi, bazen instagram gibi, bazen bi arkadaş gibi kullanıyorum onu. Bu dijital çağda kağıda dokunarak, kalemi hissederek yazmayı ihmal etmemenizi öneriyorum. Senelerce her yerde görüp aldığım bir ton güzel defterimi ne yapacağım diye düşünüyordum, amacımı bulduğum için çok mutluyum. Bu defter bitse de yenisine başlasam. 150 yıl sonra açıp baktığımda ne malmışım diyip gülümsesem...


Bu ara yeni telefon uygulaması favorim ise "Vine". Aslında pek favorim diyemiycem çünkü sıkıldım bile. Yaklaşık 3-4 haftadır kullanıyorum ve hevesim geçti diyebilirim. Ama tam olarak da geçmedi, yine de severek kullanıyorum. Eminim Vine'ı herkes duymuştur. Twitter'ın video uygulaması olarak tanıtıldı. 6 saniyelik kısa videolar çekip paylaşılan, Instagram'ın hareketlisi gibi bir şey. Likelıyorsun, takip ediyorsun, ediliyorsun... Binlerce sosyal medya hesaplarımıza bir yenisi daha eklendi işte. Umarim Pinterest gibi çabuk satmayız Vine'ı da. Ben Vine'ı keşfettiğim gün bir yemin ettim: "Bu uygulamayı en gerizekalı şekilde kullanacağım." Ve sözümü de tutuyorum. Yapılabilecek en salak şeyleri kameraya alıyorum. Bütün gün yatıp, dizi izlemek hayatımın en mutlu anlarını oluşturduğundan pek çekecek bir şeyim olmuyor aslında. Çıktığımda da unutuyorum Vine videosu çekmeyi, henüz o kadar alışkanlık olmadı ama arkadaşlarımı takip etmeyi seviyorum. Vine henüz yeni bir uygulama olduğundan bir çok eksiği var. Yarım bırakıp kaydedemiyoruz mesela, yapabiliyorsak da ben bilmiyorum. Instagram alışkanlığı yüzünden filtre arıyor insan, sonracığımaaa ön kameradan görüntü alamıyoruz... Ulan trilyor verdik o telefonlara, o kamerayı da kullandırtcan Vine adam ol!!!Çük kadar videoların açılması 300 yıl sürüyor adeta. Hem 3g, hem de wireless bağlantısında aynı sıkıntıyı yaşıyorum. Belki sorun bendedir, ama bu beklemek beni soğuttu uygulamadan. Beni "pinkfreud" ismiyle bulup takip edebilirsiniz Vine'da. Bu arada Vine'ı ücretsiz olarak iTunes Store'dan indirebilirsiniz.

Benden bu kadar şimdilik. Peki siz bu ara neler yapıyorsunuz? Ne yiyor ne içiyor, nerelere gidiyor, ne izliyorsunuz? Kış gelince benim gibi eve kapananlardan mısınız, soğuk havanın tadını çıkaranlardan mı?
Share This Post :
Tags : , , , , , , , , , , , ,

29 yorum:

Adsız dedi ki...

ben bu ara carrie diaries isimli diziyi izliyorum. başta seninde izleyeceğini düşünmüştüm ama hiç bahsettiğini görmedim. ben de onu tavsiye ederim.

Adsız dedi ki...

çok tatlısın nan.

Adsız dedi ki...

bi yere gittiğim yok:ev,okul ve dershane üçgeni ablacığım ve the carrie diariesden bahsederek şaşırt beni kuzum.

Adsız dedi ki...

carrie diaries 15 yaş altı bi dizi pinky salla gitsin, bebek miyiz ya.. onun yerine the lying game mesela? orada güzel stil oyunları dönüyor ;)

Fashionbank dedi ki...

50 grey ikinci kitapta bend esıkılmıştırm. Ama meraktan bitirdim ve hemen 3.ye başladım...Bir çırpıda onuda bitirdim.üçüncü kitap kesinlikle daha iyi.Ama Ana hala kezban ve hala mal onu söyliyim:) buarada bende gittiğim yerlerden aldığım şeyleri asla atmam...bu sabah montumun cebinden budapeşte metro bileti çıktı mesela:) Bu deftere yapıştırma fikrini çok sevdim:)

Adsız dedi ki...

YGSye kalmis 23 gun napalim pink ders akismaktan baska :(((

Adsız dedi ki...

Ben bu ara sadece 20 nisanda ki dugunume focusum. Gecen c.tesi kakilmis gibi ev temiLedim,gelinligim uzerimde guzel dursun diye ac geziyorum seren serengilden medet umuyorum. Ama 2kg gitmis mutluklutan ucuyorum;) sadece mudo,ikea,english home,zara home vs. Geziyorum uzerime bir cul caput almiyorum evim mukemmel olmali modunda dolaniyorum her sey en guzeli en zarifi olsun mantigi ile yasiyorum. Dekorasyon bloglarinda gezmekten isvecceyi fln soktum. Her seyi ecnebiler dusunmus insanlar inanilmaz sade ve zarifmis, turk insani kroymus bunu anladim bu surecte. Ne kadar al pul o kadar gosterislisin.Ne kadar sadesin o kadar sacmasin.valla gotum catladi evi doseyene mart ayinda yerlestirip aferin kiz sana mukemmelsin diyecegim kendime :)

Adsız dedi ki...

para bok tabi oh beleşe defterler falan bizde orjinal kitap alıcak para yok...bir öğrencini dramı.

Adsız dedi ki...

Yaaaa Pelin sen harikasın üniversite hazırlık öğrencisiyim ve benden sürekli presantation istiyorlar. Bu fakirler ve askları harika bi presantation konusu

gökçe özer dedi ki...

şu defter olayına ba-yıl-dım pelin. ilk fırsatta hayata geçiricem. biklidğin mopak deftere yapsak çok kezoca mı kalır bilemiyorum ama sarı sayfalı bi ajanda işimi görürür kanımca..
bu arada #ben bu ara dizi izliyorum. hayatımda dizi kelimesini ergenliğimin son zamanlarıyla çakışan asmalı konakta terk etmeme rağmen intikam ve merhamete merak saldım (yalnız biride çıkıp özgü namala hacı sen baya baya yaşlanmışsın dememiş. o kırışıklılar ne kuzum allasen kireç olmuş suratı) yabancılardan da grilsi takip ediyorum. bu konuda senin etkin büyük kuşkusuz.. onun dışında ye iç gez. yaptığımız ilginç bişey yok

Gül dedi ki...

hakkaten ya şu elli ton saçmalığının bu kadar satması çok ilginç ha ben de aldım ilk kitap fena değildi ama 2 ve 3 bitmek bilmedi allahım okuyacaklara tavsiye hiçbir şey olmuyor anacığım bekliyosun bişey olacak diye ama hiç bir halt olmuyor bu kitapta anna nın mallıklarından başka...

Adsız dedi ki...

Bacım salı akşamı saat 10 da fitaşda sinemaya gidersen tabisi o salonu boş görürsün ben pazar akşam saat 8.30 da optimumda seyrettim salon fulldü
belçim konsunda katılıyorum biraz büyük durmuş olabilir rol için ama iyi oynamadığı anlamına gelmez bu.
grili kitabı merak ediyorum ama hacimbaz olduğundan elim gitmiyor.
carrie diaries güzel sayılır kafa yapıyor izlenebilir
Sevgiler, Iraz

seda nur yıldırım dedi ki...

Ben de gittim kelebeğin rüyasına güzeldi ama sonu biraz gıcık bitti :D ev okul dershane üçgeni başka ne oldun. bu defter işini de çok sevdim çok hoş :D

Adsız dedi ki...

Pink izle artık şu GG finalini de yaz.

Adsız dedi ki...

Bende aynı durumdayım tek eglencem bu blog oldu. Teşekkürler pinky <3

Adsız dedi ki...

Herne kadar Türkiyede'ki etkinliklerin çok dandik olduğu gerçeğini bilsemde,geçenlerde Kelebeğin Rüyası filminin İstanbulda ki galasını izliyodum ve bence ordaki kıyafetleride yorumlayabilrsin.Kızlar çook güzel giyindiğinden değil ama içinde Kıvanç var sonuçta,etkinlik ne kadar kötü olursa olsun finali Kıvançla bitirirsin gözümüz gönlümüz açılır :D

Adsız dedi ki...

Bende senin gibi not alıyorum. Hatta aynen böyle. Ama ben çizim de yapıyorym. Senin de yapıyor olmana sevindim. Çevremde kimse yapmıyor çünkü. Ben bu aralar The Sims 3 oynuyorum. Tüm eklenti paketlerin yükledim. Sana da kesinlikle tavsiye ederim. Tam senlik. Böyle sınırsız kıyafetler, mekanlar ve olaylar, çözünürlük, müzikler çok iyi. Ama bağımlısı olursun. Sonra bu oyunla ilgili bir yazı yazarsın belki.

rahat yazar dedi ki...

'dahiler ve aşkları' ilgimi çekti alabilirim. bu ara vine'ı severek kullanıyorum ne bileyim yeni bir ınstagram akımı bence:)

o minik defter olayına katılıyorum ya bilgisayara o kadar alıştık ki kalem defter elime geçince garip geliyor bana da.

zuzu oldum ben =) dedi ki...

arkadaşım seni zevkle takip ediyorum ;) çekilişime katılmak istersen beklerim =) http://zuzuoldumben.blogspot.com/2013/03/cekilis-icin-sectiklerim-bolum-1.html

Ayronik dedi ki...

Ben buara senin yüzünden girls'e sardırdım. Gerçi kısa sürdü çünkü 2 gecede son bölüme geldim. Herkese izletmeye çalışıyorum bunun muhabbetini edebilmek için. Girls is the new SATC yeah. Teşekkür ederim öneri için!

eliza bennet dedi ki...

Defter fikri süpermiş, ben herşeyi ayakkabı kutularına koyuyorum.

50 shades maalesef hiç değişmeden devam ediyor. Takıntılı olduğum için ve elime beleş geçtiği için üçüncü kitabıda bitirdim ama Ana hep Kezban hep Kezban hep Kezban - ben ki Twilight'a laf ederdim ne kadar mal bir kitap diye ama 50 shades Twilight'ın biraz daha moron ve daha yukarı yaş kadınlara hitap eden hali (Ana = Bella, Christian = Edward, aynı divorced mother, stepfather etc.)

Dahiler ve Aşkları ilginç geldi, öneriye teşekkürler.

Adsız dedi ki...

her şey çok güzel 3. kitabın ne zaman çıkıcak bebiiş?

Jassmeen Mode dedi ki...

beni vine ı sevmeyim

http://jassmeenmode.blogspot.com/

çekilişim var herkesi beklerim...

Adsız dedi ki...

Kelebeğin rüyası bana hiç uzun gelmedi belki sonunu bilmediğimdendir. Bence filmin yıldızı mert fırattı harika oynamış. 50 tonun üçüncü kitabı biraz daha güzel öncekine göre. Ben şu sıralar arrow ve new girl izlemeye başladım carrie diaries pek sarmadı.

Adsız dedi ki...

selena gomez i stil ikonunda inceledindee şu dream out loud var,kendismi napmış nedir bilemedim ama birazcık ondan bişeylerle post istesem cok mu olurum?? :))

Adsız dedi ki...

bu aralar ayakkabı almak için çıldırıyorum tek bi şansım olduğu için internetten sürekli araştırıyorum . sence zizigo güvenli mi ?

Burçin Öner. dedi ki...

Vine gerçekten güzel bi app fakat arkadaşlarımın kullanmıyor olması dolayısıyla şimdilik olması gerektiğinden daha az keyifli olduğunu düşünüyorum.Scrapbook'umsu şeyler ben de yaparım genelde, ulaşmak istediğim, yapmak istediğim şeylere daha yakın hissettirir :) iyi pazarlar :) -B.

http://thegirlwithacateyesunglasses.blogspot.com/

Adsız dedi ki...

Pelin Lütfen Emma Stone tarzı yaz. Adını unuttuğum ünlü bir dergi onu en güzel giyinen kadın seçmiş. Lütfen.....

Adsız dedi ki...

Carrıe dıarıes kesınlıkle ıncelemelısın fecı sardı

Fotoğrafım
Sorun bende değil Sende, Sorun Bendeymiş, Beni Hep Sev ve Mualla'ya Sor kitaplarının yazarı, 2011 Blog Ödülleri moda blogları 1.'si "bi kot bi tişört"ün sahibi, bir kitap okuyup hayatı değişmeyen, onun yerine bir kaç kitap yazan ama hayatı hala değişmeyen Pinkfreud'un blogu... İletişim: pinkfreudinfo@gmail.com

Instagram

Dizi Önerisi: Olive Kitteridge

Yine davar gibi bir günde izleyip, etkisinden kurtulamadığım bir dizi önermeye geldim. Selamsız sabahsız girdiğim için kusura bakmayın, öne...

En Popüler Yazılar