Gönderen / 30 Ekim 2012 Salı / 9 Comments / , , , , , , , , , , , ,

Oradaydım: TEB BNP Paribas WTA Championships İstanbul


Geçtiğimiz haftasonu dünyanın en iyi 8 kadın teniscisinin yarıştığı TEB BNP Paribas WTA Championships İstanbul'daydım. (Etkinliğin adı çok uzun olduğundan TEB WTA diye kısaltacağım ben de herkes gibi.) Madem hanımlar kalkmışlar, memleketimize kadar gelmişler, görmeden yollamayalım, bi helalleşelim dedim. Yarı final ve final maçları için Ataköy'deki Sinan Erdem Spor Salonu'ndaydım haftasonu. Sinan Erdem'e ilk kez gittim, final maçında gördüm ki 16 bin kişi kapasiteliymiş, vay anasını. Serena Williams, Maria Sharapova ve Victoria Azarenka gibi en iyi üçlüyü görme şansım oldu. Ne yalan söyleyeyim öyle deli bir tenis fanı olmasam da alanındaki en iyileri canlı olarak izlemek inanılmaz bir tecrübeydi benim için. Bir Eyfel'e çıkmak, bir Madonna konserine gitmek kadar önemliydi Serena Williams - Maria Sharapova maçını izlemek.

Yazının bundan sonrasına madde madde, aldığım notlarla devam edeceğim.

* Güzelliğiyle dillere destan Maria Sharapova'yı 1 metre mesafeden görmüş biri olarak söylemeliyim ki evet, çok güzel. Ama selülitleri var ahaha. Niye seviniyosam.
* Maria'nın çığlıkları dillere desten ama Victoria Azarenka'nınkiler onunkinin neredeyse üç katı ve çok daha erotik. Bir kaç seneye o da meşhur olur çığlıklarıyla.
* Serena Williams gerçekten hükümet gibi kadın. Maria oradan oraya koşturup, ter içinde kalırken, Williams bi adım atıp hop topun düşeceği yerin orada bitiyordu. En ufak bir yorulma belirtisi görmedim.
* Sharapova hırslarını, tutkularını saklayamayan bir kadın. "Poker face" oynayamıyor oyunu. Rakibi hata yaptı mı seviniyor, kendisi puan alınca coşuyor, kaybettikçe deliriyor, sinirleniyor. 
* Serena Williams, Maria'nın tam tersi. Hiçbir şekilde mimiklerini kıpırdatmadan oynuyor. Onbinlerce insan onun için tezahurat ederken bir kere bile gülümsemedi, kafasını kaldırıp bakmadı bile. Maça acayip konsantreydi.


* Maçı gerçekten çok iyi yerden izledim. Seyir için arka ve yukarıdan olması daha iyiymiş ama bana göre en iyi yer = en ön olduğundan yukarıda oturmak istemedim. Maçı yayına veren kameraların yanında, hakemlerle göt göte oturdum neredeyse. Yüzlerinden düşen ter damlalarını bile görebiliyordum efsanelerin, benim için önemli olan maç keyfi değil, onları izleyebilmekti.
* Türkiye'de bu kadar tenis tutkunu olduğunu bilmiyordum. Özellikle ufak çocuklar ellerine kendi hazırladıkları pankartlarla bütün maç sevdikleri oyuncuyu desteklediler. Çok hoşuma gitti, resmen hayalleri gerçekleşti ufaklıkların.
* Serena Williams, Sharapova gibi çığlık atmıyor, sadece ufak bi "ımhhh"lama çıkıyo çok uzayınca oyun o kadar.
* Ben sadece son iki güne gittim ama bütün turnuva boyunca aynı kıyafetleri giymişler. Yıkayıp yıkayıp kuruttuklarına ihtimal vermek istemiyorum. Sharapova ve Williams'ın sponsoru Nike'dı sanırım, baştan aşağı Nike giyinmişti ikisi de. 
* Bu Victoria Azarenka da az değil, çok fena bi kız. Kaybedince önce histerik histerik güldü, sonra ağlamaya başladı falan. İlgi mi çekmeye çalışıyon kızım sen?


* TEB WTA'da dağıtılan toplam ödül 4.9 milyon dolarmış. Bunun 1.7 milyon doları turnuvanın şampiyonu Serena Williams'a gidiyor tabii. Ohh valla, uçak bileti yok, yeme içmeye para vermek yok, otele para yok. Hem bedavadan tatil, hem üstüne para. Tam bi Türk gibi düşündüm ama 1.7 milyon dolar baya iyi bi para, hayal edemedim şu an. Serena Williams pintiliğiyle bilinirmiş, o yüzden Kapalıçarşı'da saçma sapan para harcamayınca esnaf pek sevmemiş onu. Hayır ünlüleri niye Kapalıçarşı'ya götürüyoruz ki, biz bile gitmiyoruz oraya. Zaten bi halıya binlerce dolar verilmesini anlamadım, anlamıycam neyse.
* Tenis maçında futbol gibi tezahurat olmuyormuş onu öğrendim. Tüm oyun konsantrasyona dayalı olduğundan salonda çıt çıkmıyor maç sırasında. Anca set aralarında bağrışlar oluyor. Binlerce insanın ses çıkarmadığı bir anda adamın teki "I LOVE YOU MARIAAAAA" diye bağırıp bütün salonu kahkahaya boğdu ama teniste cıvıklık yok, herkes hemen toparlanıyor. 
* Her kalabalık etkinlikte olduğu gibi 3g yine yüzyılın kazığını attı. Nasıl bir altyapı gerekiyor bunun için bilmiyorum ama artık her kalabalık konserde, maçta internetin çekmemesinden fenalık geldi. Salak sulak komedyenlere reklamlarla para yedireceğineze altyapınızı güçlendirin operatörler.
* Şimdi bu yazıyı yazarken anladım ki, fotoğraf makinesine ihtiyacım var. Mal mal "iPhone bana yetiyo yeaa, her işimi hallediyo." diye gezmiycem artık, anladım ki yetmiyor. Hele de böyle özel olaylarda çok daha güzel fotoğraflar olsun elimde isterdim. Babamın büyük Canon makinesini taşımak hantallık geliyor, küçük güzel çeken bi makine önerileriniz varsa bekliyorum.
* Neyse ki bütün maçları birlikte izlediğim Fatih gibi koca iPad'i kaldırıp fotoğraf çekmedim. Sen iPad'le fotoğaf çekenlerle o kadar dalga geç geç, gelsin arkadaşın kaldırsın çeksin olacak iş mi.


* Serena Williams öyle denildiği gibi çirkin, adam gibi, kütük gibi bir kadın kesinlikle değil. Maç sırasında sadece maça konsantre olduğundan bi robot gibi görünüyo belki ama turnuvayı kazandıktan sonra ufak bi kız çocuğu gibiydi. İmza dağıttı, bilekliklerini hayranlarına verdi, gülümsedi, dakikalarca poz verdi. Boyu da 1.73, öyle aman aman da uzun değil ama çok kaslı. Kadının her yeri kas. Maç boyunca kesinlikle yorulmuyor, tükenmişliğin esamesi okunmuyor kadının yüzünden. Kariyerindeki son 60 maçta sadece 4 kez yenilmiş. Ve TEB WTA boyunca hiçbir maçta, hiçbir rakibine tek bir set bile vermemiş. Bu kadar başarılı bi ismi canlı izlediğimi hatırladıkça içim kıpır kıpır oluyo.
* Ödül töreni sırasındaki yuhalama olayıyla da ilgili bir kaç şey söylemek istiyorum. Turnuvanın sonunda belediye başkanı ve bakanları binlerce kişi, deliler gibi yuhaladı. Şahsi fikrim; haklılardı! Bakıyorum turnuva sponsoru başta TEB olmak üzere Oriflame, Rolex gibi tanınmış bir çok marka. Turnuvanın düzenlendiği salona bakıyorum, çatısında devvvv gibi bir THY reklamı, belli ki salonun yapılmasında onların katkısı var. Peki bu bakanlar niye nasiplenmeye çalışıyorlar bu başarıyı? Her buldukları kalabalıkta kendi propagandalarını yapabileceklerini düşünürken, gerçekle yüzleştiler, iyi de oldu. 

* Tenise bu kadar tutkulu bir millet olduğumuzu bilmiyordum. Maçlardan saatler önce otopark dolmuştu. İnsanlar arabalarını yollara, ara sokaklara bırakıp alana doğru yürüyorlardı. Turnuva'ya, özellikle de finale sosyal medyanın da ilgisi büyükdü. Serena Williams ve Maria Sharapova hem final günü, hem haftaiçi Türkiye'ye geldiklerine Twitter'da TT oldular. Hadi onlar magazinsel isimler neyse de turnuvanın hashtagi "#tebwta"nın TT olması beni baya şaşırttı. Ülkemizde tenis konuşmaya bu kadar meraklı insan var mıymış cidden? Aferin bize, futbol dışında da bi şeylere ilgi duyabiliyomuşuz.
* Ödüllere "Vazo veriyolar rezil olduk" diye laf ettim ama turnuvanın resmi ödülüymüş o, her ülkede aynısı verilirmiş. Bi daha bilip bilmeden konuşmıycam >_<
* Benim için unutulmaz bir deneyim olan TEB WTA şampiyonası bu şekildeydi. Ülkemizde böyle etkinliklerin olması bana gurur verdi, baş köşede izlemek ise hayat boyu unutamayacağım bir deneyimdi. Böyle şeyler de olmasa yaşadığımı nasıl hissederdim ki?
Share This Post :
Tags : , , , , , , , , , , , ,

9 yorum:

Adsız dedi ki...

4 yıldır tenis oynayan, yıllardır tenise tutkun biri olarak seni çok kıskandım. ben bilet bulamadığım için gidemedim keşke o gidemeseydi ben gitseydim diye geçirdim yazıyı okurken yinede güzel yazmışsın oradaymış kadar oldm.

Adsız dedi ki...

çok güzel yazmışsın pelin..cumartesileri bile çalışan biri olarak, böyle turnuvaların tatile denk gelmesi şansını bir daha yaşarmıyım bilmiyorum ama hiç bir maçı kaçırmamış biri olarak, çok istememe rağmen, ulan bir arkadaşım da "hadi İstanbul a Sinan Erdem e gidelim." demedi ya kahırlar içerisindeyim halbuki Bursa dan İstanbul a gitmek tabiki imkansız değildi:((

çağla deniz dönmez dedi ki...

Ne kadar sanslısın ya. Gitmek için resmen kahroldum buralarda :( Zaten cogunnluklu takip ettim ama senın yorumlarını okumak cok hosuma gitti :)

gorgeousofmyworld.blogspot.com

Adsız dedi ki...

sırf bu turnuva için manisadan gelmiş biri olarak bu yıl gerçekten işin hakkının verildiğini söyleyebilirim. darısı atp turunun başına.. Djokovici federeri nadalı istanbulda görmeyi çok çok isterim :')

Adsız dedi ki...

pink gossip girl???

Adsız dedi ki...

Ofilame yazmışsın yanlışlıkla herhalde, Oriflame olacaktı :)

Yeliz Eskibağ dedi ki...

Nefes almadan okuyorum yazdıklarını :)

Adsız dedi ki...

Sharapova ilk unlu oldugunda "Oha ne guzel kadin bu" diye ozenip tenise baslamistim, hala da gidiyorum, idolum oldu hatun, cok uzuldum yenilmesine :/

tuğba dedi ki...

seni çok kıskandım :(

Fotoğrafım
Sorun bende değil Sende, Sorun Bendeymiş, Beni Hep Sev ve Mualla'ya Sor kitaplarının yazarı, 2011 Blog Ödülleri moda blogları 1.'si "bi kot bi tişört"ün sahibi, bir kitap okuyup hayatı değişmeyen, onun yerine bir kaç kitap yazan ama hayatı hala değişmeyen Pinkfreud'un blogu... İletişim: pinkfreudinfo@gmail.com

Instagram

Dizi Önerisi: Olive Kitteridge

Yine davar gibi bir günde izleyip, etkisinden kurtulamadığım bir dizi önermeye geldim. Selamsız sabahsız girdiğim için kusura bakmayın, öne...

En Popüler Yazılar