Gönderen / 7 Temmuz 2012 Cumartesi / 14 Comments / , , , , , , , ,

Gittim Gördüm Gezdim / Paris

Hani hatırlayacak olursanız bundan aylaaaaar önce Paris'e gideceğimi yazmıştım burada. Şimdi ise o gezide neler oldu, neler öğrendim, neler yaşadım onları anlatacağım.




İnsan Paris'e kaç defa giderse gitsin Eyfel Kulesine çıkmadan, oraları bi görmeden Paris'te olduğuna inanmak istemiyor nedense. Bizimki de o hesap, sabah kahvaltıdan sonra haldır haldır Eyfel kulesine çıkmaya gittik. Ama o da ne, kule bakımda olduğundan tek bir ayaktaki asansör çalışıyor sadece. Biz gittiğimizde yaz tatili sezonu olmamasına, haftaiçi olmasına, ve sabahın körü olmasına rağmen inanııııııııılmaz uzun bir kuyruk vardı. Paris'e gidildi mi Eiffel'e insan mutlaka bi kere çıkmalı. Ama bunun için bir gününüzü gözden çıkarın. Eğer vaktiniz kısıtlıysa Trocadero denilen yerden en iyi Eyfel manzarasını görmeniz mümkün. Oraya gidip bol bol fotoğraf çektirebilirsiniz. Etraftaki Japonların kuleyi itme, tutma, avcunun içine alma gibi atraksiyonlu poz verme hevesini de gülerek izleyebilirsiniz :)


Mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri de Jardin du Luxemburg (Lüksemburg Bahçesi) Burası da deeeeev gibi bir yer ama yine vakit darlığı yüzünden sadece bir kısmını gezebildik. Şimdi bir kısmı kütüphane, bakanlık binası gibi olarak kullanılan yerler eskiden saraymış, buralar da bahçeleriymiş. Gezerken tek düşündüğüm "Vay amk, millet hayatını yaşamış". Bizim mahalle kadar bahçesi varmış adamların. Buranın bir diğer güzelliği de spor yapan insanlar. Günün her saati kulağında kulaklığı, elinde su şişesiyle koşan yakışıklı Fransız erkeklerini görmeniz mümkün. Ama benim merak ettiğim haftaiçi gündüz saati nasıl koşuyor bu adamlar bu kadar çok? İşleri güçleri yok mu? Ay baba parası yiyorsa istemem.


Veeee tabii ki Moulin Rouge. İnsanın ölmeden önce izlemesi gereken showlardan bir tanesiymiş, izledikten sonra öğrendim. Böyle bir atmosfer, böyle bir ekip yok! Show başlayana kadar her şey cehennem gibi. Gitmeden önce muttttlaka rezervasyon yaptırın. Başlangıç saatinden en az 1 saat önce kapıda kuyruğa girin. 19:30 da yemek başlıyor ve içeri kimse alınmıyor sonra. İçeride hiç tanımadığınız insanlarla nerdeyse kucak kucağa yemek yiyorsunuz. Garsonlar yüzünüze bile bakmıyor, dövecek gibi getiriyor siparişleri, vs vs bir ton aksilik ama show başlayınca heeer şeyi unutuyorsunuz. Burnunuzun dibinde çığlık çığlığa dans eden yüzlerce kişi! Hepsinin vücudu kusursuz. Bir gram yağ yok, makyajlar mükemmel. Nefes almadan saatlerce dans ediyor, şarkı söylüyorlar. Sahne bir anda yükseliyor koca bir havuz çıkıyor, içi yılanlarla dolu, danscılardan biri soyunup havuzun içine atlıyor, ne olduğunu anlayamadan midilliler geliyor, hop bir anda masallar diyarı kostümleri, kafanı çevirir çevirmez 1920'lerdesin. Gerçekten inanılmaz bir disiplin sonucu ortaya koyulmuş mükemmel bir gösteri. Ne yapın ne edin, hayatınızda bir kere Moulin Rouge izleyin derim! Yalnız içerdeki çiftlerin yaş ortalaması 115 falandı heralde. Böyle yaşlı popülasyonu görmedim hayatımda. Memeye, adonise doyduk ama orası ayrı. (İçeride fotoğraf çekmek kesinlikkkkle yasak. Sosyal medya uğruna garsondan dayak yiyordum 500 kere uyardı. Anca bunları çekebildim)


Sacré Coeur'e gitmeden olur mu hiç? Olmaz tabi. İnsan yedi tepeli İstanbul'umun gözünü seveyim demeden edemiyor tabi. Merdivenlerde oturmak keyifli, manzara süper ama heeeer yerde içki şişesi kırıkları var. Paris Belediyesi uyuyor herhalde. Kolunuzu bacağınızı kesmeden merdivenlerden indiğinizde ise ressamlar tepesi olarak da bilinen Montmartre'de güününüzün kalanını geçirebilirsiniz. Sürekli portrenizi çizmek isteyen sokak ressamları hariç oldukça keyifli bir yer. Hediyelik eşya alımını Eyfel çevresindeki kazık yerler yerine buralardan yapabilirsiniz. Hoş burası da kazık ama olsun, Paris'e kadar gelmişiz, kıç kadar kule biblosuna 5 euro vermeden dönmeyiz!



Biraz da yiyip içtiklerimi anlatayım. Yine ufak bir fil yavrusu gibi yemelere doyamadım. İki günlüğüne gelmişiz tadını çıkarayım dedikçe abarttım. Ulan insan kahvaltıda 8 tane kruvasan yer mi? Yediği yetmiyormuş gibi 3 tane de çantasına paket yapar mı? Ben yaptım valla. Klasik fransız kahvaltısından, tütsülenmiş karidese her bi şeyi yedim. Sabah kahvaltıda bile steak verseler yiyecektim vallaha. 


Tabi IFF'i de unutmamak lazım. Hayatımın en ilginç bilgilerini öğrendim burada. IFF dünyadaki aklınıza gelebilecek tüüüüüüm kokuların formüllerinin hazırlandığı yer. Dev bir koku cenneti! En meşhur parfümlerden deterjanların koku aromalarına kadar her şey burada formülize ediliyor. Milyonlarca minik şişeler içinde esanslar, beyaz önlüklü binlerce uzman. Akıl almaz bir yerdi. Kokuya dair inanılmaz bilgiler öğrendim, kendi parfümümüzü yapmaya çalıştık ama zencefilli kurabiye kokusuna yakın iğrenç bi koku elde ettim ben. Fransızcam yeterli olsaydı gördüğüm herkese "Sizin de işiniz zor be abi" diycektim ama diyemedim. Çünkü gerçekten zor! Milyonlarca şişe arasında sabahtan akşama kadar bir şeyler koklayıp, ideal oranı yakalamaya çalışmak dünyanın en zor mesleklerinden biri bana göre. 


Tatilimin en eğlenceli anları Yumoş ayıcığımın her yerde fotoğraflarını çekerken oldu. Nereye koysam acayip yakıştı, her fotoğrafı aşık olunası oldu. Kokunun cennetine gitmişken kokuların en yumuşağını Paris'e götürmemek olmazdı. Benden çok eğlenmiş gibi görünüyor fotoğraflarda ne dersiniz?

Paris izlenimlerimizin devamını burayaburaya ve buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Umarım oralara gittiğinizde işinize yarayacak bilgiler verebilmişimdir :)

Herkese iyi haftasonları!
Share This Post :
Tags : , , , , , , , ,

14 yorum:

Adsız dedi ki...

kıskandıım :(

Adsız dedi ki...

Baba parasi yiyolarsa istemem yorumuna cok guldum sabah sabah hahaha

semforever dedi ki...

fransız erkeklerinden hiç bilgi yok ammaaa :(
semforever-semforever.blogspot.com

LEYLAnın KAHVE DÜKKANI dedi ki...

Fotoğraflara bayıldımmmm, ama beni en çok kruvasan cezbetti :) Harika bir gezi olmuş.

sequin dedi ki...

ay bende istiyorum giderim inşallah :))))

Beril CO dedi ki...

Bence çok hoş post olmuş. Bi gün bende gitmeyi çok isitiyorum...
http://berilslife.blogspot.com/

Adsız dedi ki...

En buyuk hayalim bir gun Paris'e gitmek, cok guzel gozukuyor :/
Ve Pink Leighton Meester stili yaz lutfeen :(

Adsız dedi ki...

Ben yarın Paris yolcusuyum, benim gezim de güzel geçsin :)

Şans dileyin şu Adsız'a !

elzem dedi ki...

Süper olmus vallaha. Herkes burada (isviçre) parisi hic begenmediklerini diyor, aksini iddia edeninin olduguna çok sevindim, gidicem valla ya :)

mete han dedi ki...

Yararlı paylaşımlarınızla bize yardımcı olduğunuz için teşekkür ederiz.Dell teknik servisi firması olarak başarılarınızın devamını dileriz.

nırilla dedi ki...

anaaam pink ne tatlısın ya çok güzel anlatmışsın. yaz sonu ben de paris'e gidiyorum eyfel'le foto çektirirken verdiğin pozun aynısından vereceğim.

kelebek olmak dedi ki...

8 tane kruvasan olayına koptum:))) ben de olsam aynısı yapardım sanırım, bi daha nezaman gelicem depoliim derdim:)

Irem Selvi dedi ki...

Ahahaha amk Yumoş bile benden şanslı :(:(:(

Sebi dedi ki...

Keyifle okudum, tek anlamadığım yer "adonis" neyse cehaleti Google ile kapattık, baklava diyeydin kafamız karışmazdı ����

Fotoğrafım
Sorun bende değil Sende, Sorun Bendeymiş, Beni Hep Sev ve Mualla'ya Sor kitaplarının yazarı, 2011 Blog Ödülleri moda blogları 1.'si "bi kot bi tişört"ün sahibi, bir kitap okuyup hayatı değişmeyen, onun yerine bir kaç kitap yazan ama hayatı hala değişmeyen Pinkfreud'un blogu... İletişim: pinkfreudinfo@gmail.com

Instagram

Dizi Önerisi: Olive Kitteridge

Yine davar gibi bir günde izleyip, etkisinden kurtulamadığım bir dizi önermeye geldim. Selamsız sabahsız girdiğim için kusura bakmayın, öne...

En Popüler Yazılar