Gönderen / 8 Ekim 2011 Cumartesi / 5 Comments / , , ,

From Paris With Love 1: Paris Fashion Week Arzu Kaprol Defilesi

Trendyol'un davetlisi olarak Paris'e gideceğim belli olduğunda kendime bir söz verdim. Oradan yollayacağım fotoğraflarda, göndereceğim postlarda, yazacağım tweetlerde "From Paris with love" kalıbını kullanmayacaktım. Maalesef klişe söz orucum ancak bu kadar sürdü. Daha fazla dayanamayıp kısa Paris gezimi yazmaya başlıyorum. Üç gün kalsam da yazacak, anlatacak, paylaşacak çok şey olduğundan ikiye böldüm Paris'i. Önce Arzu Kaprol defilesi ile başlıyoruz.


Sabah tam bir Parisienne gibi kruvasan+filtre kahveden oluşan kahvaltımızı yaptıktan sonra (doymadım doyamadım, hep sucuk aradım.mp3) giyinip, süslenip Arzu Kaprol defilesinin olduğu geniş avlulu mekana geliyoruz. İçeri girer girmez Louboutin'ler, Chanel'ler içindeki şık kadınların defileden tam bir saat önce mekanda hazır bulunduklarını görüp, onların bu olağanüstü şıklığını biraz kıskandıktan sonra etrafı incelemeye başladım. 


Defilenin yapılacağı mekan oldukça ilginç ve görkemli bir yapı. Dışarıdaki şık kadınları kıskanmak yerine içeriyi incelemeye başladım. Son derece tarihi bir binanın içine inanılmaz teknik bir ekip kurulmuş, takım elbiseli janti Fransız oğlanlar bir oraya bir buraya koşturup duruyorlar. Yer göstericiden, kapıdaki güvenliğe, oturma düzenini sağlayan kişilerden teknik ekibe kadar herkes takım elbiseli ve yakışıklı! Koca Paris'de üç beş tane düzgün adam varsa hepsi bu defile için görev almış sanırım. Canlarım.


Konuklar ve basın yerini aldıktan sonra ışıklar kapanıyor, son ses müzik eşliğinde defile başlıyor! Podyumda görünen her kıyafetin omuzlarından sırtına her yerinden hasta olunacak bir detay çıkıyor. Kızlara mı baksam, kıyafetlere mi hasta olsam, "Bu ayakkabıların üzerinde nasıl yürüyor bunlar düşmeden" diye iç mi geçirsem karar veremeden izlemeye devam ediyorum defileyi. 


Kırık beyaz ile başlayan koleksiyon podyumda giderek koyulaşarak devam ediyor. Önce beyazlar, griler, nude tonları derken enfes bir koleksiyon izliyoruz. 


Jessica Stam'ı podyumda, neredeyse bir metre ötemde görünce bayılacak gibi hissediyorum kendimi. Hayır be, kıskançlıktan değil, sevinçten. Sizin içiniz fesat! Vogue Türkiye'nin ilk sayısının kapağını buğulu bakışlarıyla süsleyen, arşivlere unutulmayacak bir poz bırakan bu kadın şimdi az ötemde, hem de Arzu Kaprol tasarımı bir kıyafet içinde podyumda salınıyor. Küçük oğlum olsa bu kızı alırdım. 


Defilenin hemen ardından Trendyol sağolsun bizi hemencik backstage'e sokuveriyor. Meraklı gözlerle mankenleri incelerken "Aslında biz ev sahibi sayılırız." der gibi bakmayı ihmal etmedim elbette. 


Şu topukları komple zımba kaplı ayakkabıları manken kızın ayağından çalıp kaçmak istemedim değil. Defile programını gördüğümde ise bu işin ne kadar zor olduğunu bir kez daha anladım. 15 dakikalık şov için önce aylarca süren çalışmalar, sonra defile gününe kadar süren ve hiç bitmeyen bir koşuşturma. Zor iş valla. Mankenlerin açık büfesinde mevyeler, sebzeler ağırlıktaydı. Maşallah hepsini silip süpürmüşler.


İstanbul Fashion Week dışında izlediğim ilk defilenin hem Paris Fashion Week'de hem de Arzu Kaprol defilesi olması benim için inanılmaz bir şanstı. 
--
Paris gezimin Ladurée, Marc by Marc Jacobs ve Paris sokaklarını içeren kısmı bir kaç gün içerisinde blogda olacak. Au revoir!

Share This Post :
Tags : , , ,

5 yorum:

Ecem Akar dedi ki...

harika! orda bulunabildiğin için çok şanslısın. zaten bunu fazlasıyla hakediyorsun :) diğer postlarını dört gözle bekliyorum!

http://ecemakar.blogspot.com/

Adsız dedi ki...

jessica stamı gördüğüne inanamıyorum çok şanslısın ve defile harika görünüyor oldukça kıskandım :))

Berika dedi ki...

neler giydiğini de koysaydın keşkeee. çok şanslısın Peliin.

Pinkfreud dedi ki...

Herkese teşekkürlerrr :) Yine her zamanki sorun gerçekleşti ve bütün fotoğrafları ben çektiğim için benim yine hiç fotoğrafım yok. Birlikte gezdiğimiz ekibimizde olan bir kaç fotoğrafı yolladıklarında bana koyacağım ama kendimi de :))

Gizem Dalyan dedi ki...

harika, cok ozendim! ikinci bolumunu merakla bekliyorum.

Fotoğrafım
Sorun bende değil Sende, Sorun Bendeymiş, Beni Hep Sev ve Mualla'ya Sor kitaplarının yazarı, 2011 Blog Ödülleri moda blogları 1.'si "bi kot bi tişört"ün sahibi, bir kitap okuyup hayatı değişmeyen, onun yerine bir kaç kitap yazan ama hayatı hala değişmeyen Pinkfreud'un blogu... İletişim: pinkfreudinfo@gmail.com

Instagram

Dizi Önerisi: Olive Kitteridge

Yine davar gibi bir günde izleyip, etkisinden kurtulamadığım bir dizi önermeye geldim. Selamsız sabahsız girdiğim için kusura bakmayın, öne...

En Popüler Yazılar