Gönderen / 12 Eylül 2011 Pazartesi / 9 Comments / , , , , , ,

İstanbul Fashion Week 2011'in Ardından...

Daha önceki fashion weeklere, hatır gönül için şöyle bir uğrayıp kaçtığım için kıyas yapma şansım olmadı. Daha önce şöyledi, bu sefer böyle oldu izlenimleri şimdilik yok. Bir de her yerde zaten yayınlanan, koleksiyon fotoğrafları da olmayacak. Binlcerce blogda, websitesinde zaten yayınlandı hepsi. Ben herkesin konuştuğu şeyler yerine kendi gözümden anlatacağım İstanbul Fashion Week'i.


İstanbul Fashion Week resmi olarak Çarşamba günü başladı ama biz açılışı Salı gecesi W Lounge'da düzenlenen açılış partisiyle yaptık. Müziklerini Doğuş Cabakcor'un yapması ve tanıdık yüzlerle karşılaşmanın dışında pek numarası olmayan bir partiydi. Hatta şarap istedimizde "Bardak kalmadı." cevabıyla bile muhattap olduk bir ara. 
Bu IFW boyunca "Ne giydim" fotoğrafları çektirecektim ama biraz üşengeçlikten, bolca vakitsizlikten pek poz veremedim. Elimizdeki tek görüntülenen kıyafetim bu gelinlik misali beyaz elbisem.


Gelelim Fashion Week'e... Mekan olarak geçtiğimiz senelerin aksine bu yıl TRT binasının otoparkına kurulan dev çadırda gerçekleşti IFW. Ben Fashion Week boyunca Galatasaray'da oturan bir arkadaşımda kaldığımdan mekan pek zorlamadı beni. Fakat evi o civarda olmayanlar için tam bir eziyetti. Çadırın önünde sürekli trafik vardı. 


Benim gibi evi yakında olmayanlar ise oldukça zorlandılar. Tamam İstiklal Caddesi'nin yanı başında olabilir, iki defile arası uğranacak bir sürü mekan olabilir de, IFW'ye özel bir dinlenme alanı, bekleme yeri nasıl yapılmamış hayret ettim. Sonuçta Fashion Week'e geliyor insanlar, günlük kıyafetlerden oldukça uzak giyiniliyor ve o kıyafetlerle İstiklal'de meraklı bakışlara katlanarak yürümek oldukça zor oluyordu. Otoparkın çay bahçesini ise saymak bile istemiyorum. Ünlü mankenleri, tasarımcıları, en gözde sosyetikleri mavi pötikareli, yanıbaşında tavla oynayan amcaların olduğu çay bahçesinde "Bir su alaym bari." diye kıvranırken görmek çok komik olduğu kadar organizasyon adına utanç vericiydi.


The Front Row Issue:

Gelelim defilelerden, tasarımcılardan bile ilgimi çeken konuya. Front row meselesi, yani en ön sıra. Biz Türkler'in ön sevdası malumunuz, arabanın ön koltuğuna iki kişi sıkışırız, okulda en çalışkanı en öne oturtur öğretmen, kısaca ön delisiyizdir. 

Ama bu kadar manyaklık seviyesinde olduğunu IFW sayesinde öğrendim. Yukarıda Milan Fashion Week'in front rowundan bir kare görüyorsunuz. Ah orada olup bir de bizim ön sıramızı görseydiniz. Elimde görsel olmasına rağmen, bloga koymaya içim el vermedi. Ecnebinin Fashion Week'inde ünlüler, moda editörleri, fotoğrafcılar, satın almacılar ön sıralara yerleştirilirken bizim front row Çarşamba pazarını andırıyordu. 

Hiçbir titri, vasfı olmayan, 15 yaşındaki tipler güneş gözlüklerini takıp "En önde oturmazsam izlemem!!" diye rest çekiyordu pr şirketi elemanlarına. En ön sıra kavgalarını defilelerden daha heyecanla izledim desem yeridir. 20 kişilik sıraya 30 kişi sığmaya çalışılması ayrıca komediydi. Defile izlemeye gelmiş insanlardan çok, halay ekibi gibi görünüyorlardı. Ama olsun, onlar front row insanı!!


Gelelim defilelere... En çok dikkat çeken defilelerden birisi de Niyazi Erdoğan'ın "Sünnet" konseptli defilesiydi.  Defile sonunda izleyicileri selamlamaya koca bir "maşallah"la çıkan Niyazi Erdoğan uzun süre alkışlandı.


İstanbul Fashion Week'in en çok dikkat çeken, en çok ilgi gören defilelerinden biri ise Deniz Kaprol defilesiydi. Umut Eker'in başrolde olduğu defile için yapılan hazırlığı yakinen bildiğimden uzun süre etkisinden kurtulamadım. Müziklerini Oben Budak'ın yaptığı, stylingini Alexander Kokoskeriya'nın yaptığı defile Mehmet Turgut yönetmenliğinde çekilen kısa film ile açıldı. Defilenin ardından Deniz Kaprol Twitter'da trending topic olarak başarısını bir kez daha kanıtladı.


Başka bir işim olduğu için Simay Bülbül'ün atölyesinde gerçekleşen sergisine gidemedim ama sonrasındaki after party IFW'nin en güzel partisiydi. Simay Bülbül Atölye'de gerçekleşen partide kimler kimler vardı, anlatsam üç sayfa sürer. Twitter'dan takip edenler bilir, Can Bonomo'ya stalking yapıp daha sonra sarılıp bir sürü fotoğraf çektirdiğim partinin ta kendisi! Can Bonomo'yu soracak olursanız göründüğünden çok daha uzun boylu ve karizmatik. "Can Bonomo'nun Dövmeleri" postu için söz aldım kendisinden, gördüklerimizin dışında daha nerelerinde dövmeleri var sizler için test edip, onaylayacağim ;)


En çok ilgi çeken defilelerden biri de adL & Cengiz Abazoğlu defilesiydi. Cenziz Abazoğlu'nun Adil Işık markasıyla yaptığı iş birliğinin ürünleri olan bu uçuş uçuş, rengarenk elbiselere bayıldık. Defileye Özge Ulusoy damgasını vurdu desem yeridir. Özge Ulusoy'la konuşma fırsatı bulduğum dakikalarda ise kendisinin işine ne kadar tutkuyla bağlı olduğunu, ne kadar özen gösterdiğini, ilk günkü heyecanını hiç yitirmediğini farkettim. Defilenin diğer bir sürprizi ise bizim cadı Caroline'di. İlk kez mankenlik yapan Wilma Elles podyumda kuğu gibi süzüldü. "Yeter Cemile'ye çektirdiğin yelloozzzz." diye podyuma atlamamak için kendimi zor tuttum.


En büyük hayal kırıklığını ise Tween defilesinde yaşadık. True Blood'un yıldızı Joe Manganiello gelecek, Matt Dillon gelecek diye en güzel cicilerimizi giyinip süslenip gittiğimiz defileye Joe Manganiello gelmedi bile! Matt Dillon ise, kırmızı, kına gecesi kıyafeti giymiş varoş kız arkadaşının elini sıkı sıkı tutup geçip bir köşeye oturdu. Son ana kadar podyuma çıkacak, şöyle bir salınacak diye beklerken apar topar gitti. Tween defilesinden sonra Suada'da yapılan özel partide ise doğruca locasına geçip, yerinden kımıldamadı. Resmen negatif elektriği kanımı emdi Matt abinin. Kendimi sıkıntıdan Suada'nın havuzuna atacaktım.


Son gün ise çok ilginç bir olay oldu. İstiklal'de yemek yerken tanıştığım Dubai'de yaşayan Rus bir kızla muhabbeti ilerletince konu IFW'ye geldi. Çadırı görüp içeri girmek istediğini, davetiyesi olmayınca alınmadığını üzüntüyle belirtince kendisni içeri sokabileceğimi söyledim. Hemen başlayacak olan Gamze Saraçoğlu defilesine girdi bile. Söylediği şeyleri ise organizatörlerin duyması lazımdı. İçeri alınmayınca çok üzülen Shouna, IFW ile ilgili hediyelik bir kaç şey almak isteyince yine kapı duvarla karşılaşmış. Madem dünya çapında bir organizasyon yaptık diye geziniliyor, en azından bir magnet, bir hatıra eşyası yapmak nasıl akıl edilemedi? Hem de İstanbul'un turistinin en bol olduğu yerde. IFW biteli 2 gün oluyor ve bloglar ve bir kaç basın organı dışında IFW'nin bahsi bile geçmiyor. Seneler sonra IFW 2011 yazan not defterimize bakarak bu günleri hatırlasak fena mı olurdu?


Special Thanks: Defilelerin çoğuna, backstage'e, provalara sayesinde girdiğim Koray Caner 'in gözünden IFW postu ise yakında geliyor. IFW'de bütün tasarımcılardan bile çok koşuşturan Koray'ın objektifinden Fashion Week'i bambaşka göreceksiniz!
--
5 günlük "Akşama kadar defile, sabaha kadar parti" temposuna dayanamayan 48 kiloluk bünyem şu an antibiyotiklerle ayakta olduğundan bu postu da burada bitiriyorum. İyisiyle, kötüsüyle bir IFW'de böyle geçti gitti. Umarım seneye sadece ve sadece modanın konuşulduğu bir organizsyon olur.

Fotoğraflar: blog.trendyol.com
Share This Post :
Tags : , , , , , ,

9 yorum:

Adsız dedi ki...

Simayın partisindeki sarı elbiseli çılgınlar gibi dans eden esmer kız sen isen çok tatlıydın. Değilsen o kız tatlıydı =)

Adsız dedi ki...

Tespitlerinize hastayım ,süper tek kelimeyle :)

Adsız dedi ki...

aa sen sigara mı içiyordun ya

Asiye'nin Moda Dünyası dedi ki...

Bu arada yabancı fron rowunu önerdiğiniz hafta milan fashion week değil londol fashion week çünkü ben bir Emma Watson hayranı olduğum için anladım.Burberryin SS 2010 Defile fotoğrafı.Çünkü o resim bende var.Düzeltirseniz sevinirim.Bu arada tespitlerininz çok güzel :)

Ayshenur dedi ki...

yaa ifwyi bi senden okudum en iisini yaptım herhalde:))

sibi dedi ki...

blogunu delicesine takip ediyorum. alternatif bloglardan biri kesinlikle. daha çok yaz :)

Adsız dedi ki...

Şu an bu yorumu IFW 2011 yazan not defterime bakarak yazıyorum. Gerçekten. Vardı ama dağıtılması istenmedi sanıyorum ki. Hatta bir ara fotoğrafını çekip linkini koyayım buraya.

Pinkfreud dedi ki...

O not defterinden bende de var. VIP girişinde veriliyordu bir tek, ben ordan aldım en azından. Öyle kıytırık, dağıtılıp dağıtılmadı belli olmayan bi not defteriyle olacak iş değil. Ufacık bi stand da mı kuramadılar bu tip şeyler için?

Xoxo dedi ki...

elbısen cok cıcıymıss markası ne :D

Fotoğrafım
Sorun bende değil Sende, Sorun Bendeymiş, Beni Hep Sev ve Mualla'ya Sor kitaplarının yazarı, 2011 Blog Ödülleri moda blogları 1.'si "bi kot bi tişört"ün sahibi, bir kitap okuyup hayatı değişmeyen, onun yerine bir kaç kitap yazan ama hayatı hala değişmeyen Pinkfreud'un blogu... İletişim: pinkfreudinfo@gmail.com

Instagram

Dizi Önerisi: Olive Kitteridge

Yine davar gibi bir günde izleyip, etkisinden kurtulamadığım bir dizi önermeye geldim. Selamsız sabahsız girdiğim için kusura bakmayın, öne...

En Popüler Yazılar