21 Temmuz 2014 Pazartesi

Gittim Gördüm Gezdim / Propaganda Beach & Club Çesme

Ayyyy bu Çeşme'nin yüz ölçümü kaç allah aşkına? Binlerce kez gitmeme rağmen nerede ne var, kime ne kadar uzaklıktayız, coğrafi olarak hangi konumdayız, ben neredeyim, otel nerede, nereye gidiyoruz, ne kadar gideceğiz hala anlayabilmiş değilim. Bi de her gittiğimde bambaşka bir Çeşme, Alaçatı yaşıyorum. Sanki ilk kez gitmişim gibi hep. Bi yaptığın şeyi bi daha yapmayarak, bi gittiğin bir daha gitmeyerek 15 farklı tatil geçirebilirsin yemin ederim.

Benim için en unutulmaz ve farklı Çeşme tatili, bu son gittiğimdi sanırım. Elimde dünyanın en çirkin fotoğrafları olmasına rağmen Propaganda Beach & Club'lı haftasonumu anlatmak istiyorum. Ulan biz Çeşme'yi çok yanlış anlaymışız ya...


* Cuma sabahı.. İlk uçakla istikamet İzmir. Aman Cuma'yı kaçırmayalım, o günden de faydanalanılm diye yollardayız. Ah ulan İzmir'li olup bi saat önceden çıkmak vardı yola. Neyse.. Uyuya uyana öğlen olmadan Çeşme'deyiz. Alaçatı Port'daki otelimize yerleşiyoruz. Alaçatı neresi, port neresi, hiç anlamadan bavulları bırakıp doğğğru Propaganda'ya. Aklımın erdiği kadarıyla Propaganda ve Alaçatı Port'un yakın olduğunu söyleyebilirim. Yani arabayla 5-10 dakika falan. Hep söylendiği gibi Çeşme'de araba şart! Yoksa taksicilere bir servet bırakır, sinir harbi eşliğinde İstanbul'a dönersiniz.

* Propaganda Beach & Club bu sezon açılmış. Daha önceki isimlerini söylediler ama unuttum. Eski seaside'mı neymiş, yalan olmasın. İçeri girdiğim an ağaçların altındaki hamakları gözüme kestirip uyumak istesem de, cin cüce gibi meraklı meraklı etrafta ne var ne yok keşfetmeye çıktım.

* Gittiğim diğer Çeşme, Alaçatı plajları gibi "et ete" bir durum yok. Her yer ağaç ve yeşillik. Kimse kimsenin koltukaltını koklaya koklaya oturup güneşlenmiyor. Etrafta zırıl zırıl ağlayan çocuklar yok, bangır bangır müzik yok. Ve hayvan dostu bir işletme. Harika bi dalmaçyalıyla yüzdüm ^_^ Köpeğiniz falan varsa girebilirsiniz yani.


* Koktely menüsünü görünce aç köpek gibi "Pazar günü dönene kadar ben bunların hepsinden içmiş olurum!" iddiasına girdim. Takribi iki saat sonra her şeyi karıştırmaktan mide fesadı geçiriyordum, sadık yarim cin toniğe döndüm hemen. Denediklerim içinde Gin & Cucumber ve Alice In Wonderland favorilerim oldu.

* Barmene gidip "Bize mi torpilli yoksa bütün içkiler böyle yüksek dozda alkol içeriyor mu?" diye sorduracak miktarda torpilli içkileri ile de favorim oldu. Bardağın %90'ına buz doldurup, cini şöyle bi koklatıp yapılan sallama kokteyllerden sonra bu konudaki cömertliğini de sevdim. (Bu arada bize özel değil, hep böyleymiş kokteyller. Özel tariflere sadıklarmış hep.)


* Daha sonra "Mojito Happy Hour" başladı. Sanki az azıtmış, az eğlenmişiz gibi bi sebep daha! 

* Indhira Taspınar dj'liğinde happy hour gerçekleşirken anladım ki benim ilacım iyi müzik! Tamam deniz, kum, içecekler, arkadaşlar harika da çalan müzik iyi olmayınca istersen cennetin ırmaklarından mojito aksın insanın umru olmuyor.

* O eller havaya, dımtıs müzik yerine gerçekten kendi müziğini yapan dj'leri dinlemek benim Propaganda'ya vurulmamın en baştaki sebebi oldu. İstemiyorum kardeşim 2.5 metre topuklu giyip, 5 kilo makyaj yapmış kızlarla Serdar Ortaç dinlemeyi. Çeşme ve müzik algısı benim için bu şekildeyken Propaganda'nın müzik seçimiyle bütün bakış açım değişti.

* Beach'in yan kısmında 600 kişi kapasiteli kulüpte Cumartesi gecesi deep house müziğin hastası olduğum isimlerinden Karmon çıkarken, Ağustos ayının sonunda aşık ötesi olduğum Solomun'un Propaganda'ya geleceğini öğrendim. 

* Utanmasam nerdeyse Berlin'deki kadar eğlendim diyeceğim. Berlin soğuğunu al, deniz kenarı ve İzmir'li oğlanları ekle, al sana Çeşme! (Yalnız İzmir'li erkeklerin acilen kas yapması lazım. Bir tane mi six packli kişi olmaz, hepsi nasılsa güzeliz, zenginiz, akışkanız diyip salmış çayıra mevlam kayıra.)


* O kadar zıbıtınca her sorunun ilacı olduğunu düşündüğüm ayran tedavisine geçtim ertesi gün. Şu meretin iyi hissettirmediği an, çözmediği dert var mı? 

* Evet kafam yerinde olmadığından anladınız fotoğrafların neden böyle yarım yamalak olduğunu. Kombinler yapıp pozlar veremedim ama her şeyi anlatıyorum işte. Propaganda'nın denizi berrak ötesi. Maldivleri hiç görmedim ama orası da bu renk sanırım. Yer çakıllı değil, kumlu. Çok soğuk değil, dalga yok.. Su çok güzel gelsene temalı..


* Çeşme'ye gidilmiş, kumru yemeden dönülür mü? Otelimizin hemen yanındaki ekspret Kumrucu Hikmet'den nefis köreltme amaçlı kumru yedik. Yani elbette ki tadı harikaydı ama bütün İzmir'li, Çeşme'li arkadaşlarım ısrarla Kumrucu Hüseyin'i öneriyor. İmkanım olsa orada yerdim ama elimizde bu vardı.

* İzmir ve İstanbul'lular her konuda bölünmeye and içmiş. Tanıştığım İzmir'lilerin hepsi Çeşme'yi İstanbulluların mahvettiğini söylüyor. İstanbullular ise İzmirlileri eğlenmeyi bilmemekle suçluyor. Valla onu bunu bilmem ama bence bu İzmir tayfası her şeyi biliyor.

* Çok fazla detayına giremeyeceğim ama tanıştığım 20 kişilik azman İzmir tayfası sabah kulüpten çıkıp ıssız bir koyda öğlene kadar partiye devam edip, öğlen de uyumaya, yüzmeye beachlere gidiyorlar. Ulan bi durun, bi yorulun, bi bitkinleşin.. Ben bu bitmez eğlencenin neresinde fire verdiğimi hatırlamıyorum bile.. Yeni hayalet arkadaşlarımı bir gün, bir başka ıssız koyda donla yüzerken hatırlamayı çok isterim...

* Issız koy dediğim yer "Keçi Plajı" olarak geçen bir yermiş. Belki bileniniz, belki gitmek isteyeniniz, belki araştırmak isteyeniniz çıkar. Bilenler demek istediğimi zaten anladılar...


* Azman kankalarımı ardımda bırakıp yuvaya, şirinler köyüne geri döndüm. İstanbul Propaganda'dan alışkın olduğumuz mavi dondurma Çeşme'de de var. İçinde hiçbir gıda boyasının olmadığını, karamelize edilerek bu hale geldiğini, özel italyan bir tarifi olduğunu falan öğreniyorum. Şirin babayı yiyo gibi hissetsem de tadı efsane. Ben bitteri tek geçerim tabi.

* Yine aç köpeklikten fotoğrafını çekemedim ama yediğim şeyler içinde en çok kuşbaşılı pide, deniz ürünlü makarna ve dürüm döneri beğendim. (Sen git elektronikten housea en harika müzikleri dinle, kendinden geç, öğlen kuşbaşılı pide mi yedin derseniz, evet aynen öyle oldu.) #kezoforever


* Kuşbaşılı pide üstüne şampanya?? Hmmm biraz da şuralarıma. Ohh resmen hayallerimdeki hayat. Güzel oğlanlar, harika müzik, ayran, pide, şampanya, hamak... Hayatımın geri kalanında Berlin'den başka hiçbi yerde mutlu olamayacağımı düşünürken şu haftasonuna bakın hele..


Güneşi batırıp İstanbul'a dönmek üzere yola çıkarken aklımda Karmon, ıssız koy, izmirliler, Ağustos'daki Solomun etkinliği, mojitolar, tuzlu su...

Tek bir performansla bu kadar eğlenmişken Propaganda Beach & Club'de gerçekleşecek olan Chill Out ve Electronica festivalleri ile ilgili detaylara buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Her şey için tişikkirlir Propaganda, si yu soon!




16 Temmuz 2014 Çarşamba

3'ün 1'i: Hangi Ana?

Salı mı çarşamba mı bilmediğim bir sabahtan herkese günaydın. Perşembe olsa da beni bozmaz. Aman neyse, gün gündür işte. Hepsi birbirinin aynı. Taa Mart ayından beri yazmadığımı farkettiğim "3'ün 1'i" bölümü yeniden canlanıyor. Mumyanın geri dönüşü gibi bi şey. Normalde hep adaşları yarıştırırdım ama bugün iblisliğime iblislik katıp anaları yarıştıracağım. Herkesin annesi kendine iyidir ama selebritiyseniz oturduğum yerden anneliğinizi sorgulama hakkım var sevgili ünlüler. Öyle annelik kutsalmış, hormonlar istiyormuş, cennet ayaklarınızın altındaymış karışmam. Bütün şuursuzluğumla üç ünlü anne seçip anneliklerini yarıştıracağım. 


İlk adayımız Beyonce. Kek saçlı yavrusu Blue Ivy'yi kucağına aldığı günden beri mutluluğuna diyecek yok. Proje evliliğin proje bebeği gibi geliyor bu gariban çocuk bana. Daha 6 aylıkken anasıyla dünya turnesine çıkmalar falan derken yürümeye başladı bizim Blue. Ay bi de isme bak. Çocuğunun adını Irazsu koyan türklerinki gibi çabadan ölen bir isim. Yani elbet kanıdır, canıdır çok seviyordur ama daha el kadar bebeyi instagram likelarına kurban etmiş gibi geliyor. Resmen Jay-Z'ye "Ay bi de bizi şöyle çek, kesin çok like alır." diyomuş gibi. O yüzden pek samimi gelmiyor anneliği Beyonce'nin. E yani sabah bi uyanıyosun Beyoncesin, dünya sana hayran, yanında Jay-Z yatıyor. (Aldatıyo ama olsun.) Bi de çoluk çocuk mu düşüncen. Like için alcan işte arada kucağına. 


İkinci adayımız ise Beyonce'nin görümcesi sayabileceğimiz, Kim Kardashian. Yani bir porno filmle başlayan şöhret hayatı, nasıl bu noktalara gelebildi aklım almıyor sevgili izleyiciler. En nihayetinde içinde dev bir türk kızının yattığına inandığım Kim Kardashian da anne oldu. Beyonce'nin anneliğinden daha samimi geliyor bana. Karının evlilikte, analıkta, düzenli bi hayatta hiç gözü yokken bi anda direksiyonu kırıp her şeyi toparladı. Çoluk çocukla pek alakası olmadığından ne yapacağını bilemez halleriyle sempatik buluyorum bu ana kız ilişkisini. E bi de kalabalık bi ailede, onlarca ruh hastasıyla birlikte tatlı tatlı büyütüyorlar North West bebeği. Kendall teyzesine çekse bari büyüyünce......


Ayhh yeter içim kıyıldı kapkara analar bebeler. Irkçı söylemlerden içeri alıncam resmen aaa kendi ağzıma bi tane patlattım merak etmeyin. Sarışınlığın en güzel hali Gwen Stefani, anneliğin de muhteşem temsilcisi bence. Çatııır çatıııır 3 tane sarışın doğurup, bi de hepsiyle aşırı stil sahibi bir şekilde ilgileniyor. İnstagram için verilmiş özel pozlar yok, show, gösteriş yok. Parka da gidiyor, elinden tutup dondurma yemeye de götürüyor. İşte ana gibi ana! Hem de sarışın. Off kim bilir sarışınlık nası güzeldir, geliyim mi? Tamam lan gelmiyorum, siz takılın. Neyse biraz yanlı oldu galiba ama ben oyumu Gwen Stefani'nin anneliğine vereceğim. 


Hadi hadi kalkıyor, analar yarışıyorda son oylama turları! Ekmek için ekmeleddin.



Hahh, oylarınızı da verdiyseniz bi iki de fikir belirtin, sesinizi çıkartın aşkım. Bak ben car car konuşuyorum. İyki anne manne değilim, bunları gördükçe sinir krizi geçirirdim "Analık size mi kaldı orospulaaaaaaaarr" diye, sonra çocuklarımı döverdim, sonra beni babalarına şikayet ederlerdi, sonra babaları beni aldatırdı, ben de intihar eder ölürdüm. 

11 Temmuz 2014 Cuma

2014 Yaz Trendleri: Fes Başıma Fes Basıma Püskülü Ben Olayım

Merhaba, bugün günlerden feşın bılogırcılık günü. Kıçımızdan ter aksa da, el mecbur bi şekilde giyinmek zorundayız. Uçuş ve tiril elbiseler, kimonolar giymediğimiz zamanlarda ne giyelim diyecek olursanız bence bu yaz püskül moda. Değil mi yoksa? Ay kim ne karışır, ben seviyorum.


Başta Coachella öğretti ki püskül festivallerin olmazsa olmazı. Ama yazın ortası geldi, şehirde ya da tatildeyiz diye püskülden vazgeçeçek değiliz. Hem daha bi ton festival var. Mesela 5-7 Ağustos arası gerçekleşecek olan Isle of Dreams (İstanbul), 15-16 Ağustos'da gerçekleşecek olan Chill Out Festival (Propaganda Beach Çesme) dikkatimi çekenler arasında. Püskül ille festival, konser değil hayatın her alanına sokulabilir bi şey bence. Bakalım nerlerde hangi parçalarla giyebiliriz.



Öncelikli favorim şort! Etekle rüzgar esti, göt göründü, bacaklar birbirine yapıştı, pişik olundu vs.. dertlerindense yazın en çok şort giymeyi seviyorum. Püsküllü şortlar da ufacık küçücük bi totonuz varsa tercihiniz olabilir. Ancak mümkün olduğunca az dikkat çekme hedefindeyseniz benim gibi kıça püskül takıp gezmek biraz iddialı olabilir. Ama giymeyin demiyorum, hobi olarak yine giyilebilir gayet.


Hahhh, bana bunlarla gelin. Bütün kışı kimono alışverişi yaparak geçirdim, şimdi ay çok sıcak diye hiçbirini giymiyorum ama olsun, plajda sahilde orayı burayı örtmek için harika oluyorlar. Hele bi de püsküllü kimononuz varsa ayhhh insanın içi kımıl kımıl oluyo, afrodit gibi hissediyorum kız kendimi. Şimdi başta çok fazla sorulan bu kimonom olmak üzere bi kaç püsküllü ve ucuz kimono linki vereceğim. Nasıl alacağınızı artık biliyorsunuz. 


Artık istediğinizi seçin alın, bir sürü model var. Sokaklarda kimseyle pişti olma ihtimaliniz yok gibi. 


Anam bırak tişörtü, kimonoyu daha iddiasız ol diyorsanız ben bu püsküllü çantalara da bayılıyorum. Her şey sade olsun, bi yerden cozutalım bari mantığında fülfüllü bir çantayla gezmek süper olabilir. Ama çantasını leş gibi kullananlardansanız ben gibi, kıyamayabilirsiniz bu güzelim çantayı yerlere atmaya. Chanel çanta alan zengin kocamız vardı da biz mi kıymet bilmedik?


Aaa bak memesine güvenen şöyle gelsin. Aslında güvenmeye gerek yok, fındık kadar memişleri ört pas edip havalı görünmenin yolu püsküllü bikiniden geçiyor. Varı yoğu püsküller ardına gizleyip şıkır şıkır salınılabilir plajlarda. Ben en alt sağ pembeden aldım ama cesaret edip giyemedim bi türlü. Yaz bitmeden almak isterseniz bi kaç adres de şuraya koyuyorum.



Öf yeter sıkıldım. Öner öner bitmiyor püskül belası. Hiçbirini istemezseniz püsküllü takı işine girip etnik kutnik olabilirsiniz. Sizin neyiniz eksik yıldız okuyan, burç yorumlayan şişman teyzelerden. Takın anacım, sallandıra sallandıra takın. Hilafet gelince çok arıycaz bu günleri.

Ay hiç öpmüyorum çok sıcak..

8 Temmuz 2014 Salı

Gittim Gördüm Gezdim / Barselona

Üşen üşen de bir yere kadar! Haziran ayının ilk haftasında çıktığım Barselona tatilini yaklaşık bi aydır ha bugün, ha yarın yazacağım derken anca şimdi kısmet oldu. Öyle gezi blogu gibi şu harika, bu muhteşem, şurayı kesin görün tarzı şeyler anlatamayacağım ne yazık ki. Kafam çok güzeldi ve hatırladığım kadarını anlatıcam. Zaten pek bi fotoğraf da çekememişim. İşte size anlatabileceğim kadarıyla Barselona tatilim ve izlenimlerim!


Öncelikle şunu söyleyeyim, "o muhteşem ispanyol erkekleri" hikaye. Yani tamam hepsi sırım gibi, esmer yağız yiğit kaslı maslı delikanlılar ama en az bizim Türk erkekleri kadar kırolar! O Javier Bardem mardem yalan, hepsi karizma yoksunu güzel oğlanlar sadece. Ve hala kapri giyiyorlar... Evet çoraplarını çeke çeke, en tipsizinden, en muhteşem vücutlusuna hepsi kapri giyiyor. O yüzden ispanyol erkeklerinden beklentiyle gitmeyin kızlar tatile. 


Bizim öncelikli hedefimiz Barselona'yı gezmek değil, Sonar 2014'e katılmaktı. Bütün kışı Sonar 2013'ün setlerini dinleyerek geçirip, line up açıklandığında da ne yapıp ne edip orada olmak istemiştim, oldum da. Biletleri online olarak alamadığımız için (kartlarımızın limiti yetmedi, fakir köpekler) gider gitmez Ticketmaster gişesinden biletlerimizi aldık. Online indirimli fiyatı 195 Euro iken, festivalden bi kaç gün almamıza rağmen gişe fiyatında değişiklik yoktu. Yani Sonar'a gitmek isteyip, önceden bilet almak için kasmanıza gerek yok. Gayet son an da bulunabiliyor. 


Veee Sonar! 8 günlük Barselona tatilinin 4 gününün kayıp olmasını sağlayan Sonar.. Massive Attack, Lykke Li, Woodkid, Boys Noize, Bonobo, Röyksopp & Robyn, Fourtet, Moderat, Gesaffelstein, Tiga gibi daha sayamayacağım binlerce muhteşem ismi üç gün içinde dinlememi sağladığı için yeri her zaman bambaşka olacak.. Ancak çok fazla isim sahne aldığı için kısa süren sahne performansları, kimseyi kaçırmamak için koştur koştur sahne dolaşmak, gece ve gündüz eventlerinin ayrı yerlerde olması, kafası iyi olunca çıldıran İspanyollar biraz can sıksa da hayatımın en unutulmaz deneyimlerinden biriydi. Ne yapıp ne edip bi Sonar Festival görün derim. Ben Barselona dozumu aldım, rabbim inşallah Cape Town, Botoga Sonar'larını görmeyi nasip eder.


Sonar bitince yorgunluk atmak ve detox amaçlı plaja attık kendimizi. İlk gün Castelldefels'e gittik. Deniz güzel, kumlar güzel, harika üstsüz erkeklerle dolu bir plaj. Barselona merkezden kalkan trenler ile yarım saatte ulaşılabiliyor. Bizim Ayvalık mayvalık gibi ufak bir sahil kasabası işte. İkinci gün ise Sitgez denilen biraz daha ilerideki bir kasabaya gittik. Genelde eşcinsel hoşgörüsüyle tanınan bir yermiş ve maşallah boylu poslu kaslı puslu gey arkadaşlarımızla göt göte güneşlendik. Mekanların kapılarında rengarenk gökkuşağı bayrakları asılı, herkes aşırı dost yanlısı. Şirinler köyü gibi bir yerdi benim için. Etrafta kadın görmek nerdeyse imkansıza yakın. Denizi ve kumu gerçekten inanılmaz. Halk plajı gibi yerlerden 5 yuroya şemsiye, 5 yuroya da şezlong kiralayabiliyorsunuz. 


Sitgez'de öyle bir yemek yedik kiiiii. Yolunuz düşerse mutlaka bu tatları denemenizi isterim. Midemde yer olsa hepsinden üçer beşer yiyecektim. Sitgez kasabasının içinde yer alan "Big Al's Burger Bar" hayatımda yediğim en güzel nachosu servis ediyor. Tabii ki hamburger ve patatesini anlatmaya kelimeler yetmez. Kız resmen evropanın göbeğinde amerikan rüyası.


Yeme içmeden konu açılmışken... Yurtdışında en çok aklımı oynattığım yerler süpermarketler. Hoş bizim memlekette de marketlere bi ilgim var ama yurtdışındaki marketlere bi başka bağımlıyım. Özellikle Barselona'nın marketlerinde kendinizi yitirmeniz mümkün. Herrrr şey o kadar ucuz, o kadar ucuz ki.. Koca koca paket baconlar sadece 99 sent, burada şişesine 90 lira verdiğimiz şampanyalar sadece 2.49 yuro. Evet iki yuro!! Heralde oralarda yaşam 3 ayda 150 kilo, 2.5 ayda da alkolik köpek olurdum. Yaa ben onların kenarları kesik tost ekmeklerini yerim yaaa. İspanyolların en en en en sevdiğim yanı marketleri oldu. O meyvelerin, sebzelerin ucuzluğu ve tazeliğini anlatmama gerek bile yoktur herhalde...


Instagram'da boy boy Barselona fotoğrafları paylaşınca, takipçilerimden birisi evimize yakın bir yerde tavuk restoranı önerdi. Foursquare'den bakıp çok yakın olduğunu ve yorumların övgü dolu olduğunu görünce gitmeye karar verdik. Aman allahım! Eğer yolunuz Sagrada Familia'ya düşerse (ki kesin düşer) mutlaka bu lokal tavukçuya da gidin derim. Nasıl okunuyor bilmiyorum ama "Els Pollos de Llull" diye yazılıyor. Harika bir piliç çevirme, muhteşem ev yapımı şaraplar, fırında patates, şirin ortamı ile Barselona'nın en sevdiğim yerlerinden oldu. O tavuğun tadı hala damağımda :(


Evimiz, evimiz diyip duruyorum da, kimin evi, ne evi diyebilirsiniz. Son bi kaç tatilimde otellerde kalmak yerine https://www.airbnb.com üzeriden tuttuğumuz evlerde kalıyoruz. Başlarda tam bi türk gibi asla güvenmiyodum ama hem maddi, hem lokal hissetmek, hem rahatlık açısından ev tutmak bütün tatilin modunu değiştiriyor. Çok son anda tutmamıza rağmen hem merkezi, hem ucuz, hem teraslı, hem efil efil bir ev bulduk. Airbnb'den ev bulma inceliklerini uzun uzun anlatmak isterdim ama biraz tecrübe ve deneyim işi bu. Araştırıp en uygun evi bulmak için biraz mesai harcamak gerekiyor hepsi bu. Tam sezon başlangıcı olmasına rağmen istediğimiz gibi bir yer bulacak kadar şanslıydık. Ama biraz önceden bir girişimle yok denecek kadar ucuz paralara, harika evlerde kalabilirsiniz Barselona'da. Otel motel kasmayın derim.


Fotoğrafları yazı için ayıkladıktan sonra farkettim ki, "gezdiğin gördüğün senin olsun, yediğin içtiğini anlat" tarzı bir yazı olmuş. Ulan ne yesem fotoğrafını çekmişim. O kadar harika sokaklardan, Gaudi eseri binaların önünden, parklardan, bahçelerden geçtik hiçbirini çekmemişim. Varsa yoksa kimonolarım ve yemekleri çekmişim. Neyse bol bol paella yedim, sangria içtim, baconsız tek bir öğün yemedim, çileklerden kavunlardan taç yaptım saçlarıma, su yerine cava diktim kafama. Ohhh sefam olsun.


Dur kız, tam bi blogger gibi bi kaç mekan önereceğim. Burası El Born'da yer alan bir cupcake dükkanı. Normalde cupcake sevmem ama sırf şekil olsun diye gittim yedim. Tadı da güzel, dükkan da sempatik, tatlı krizine falan girerseniz gidin yiyin. Metrodan Universidad durağında iniyorsunuz. Web sitesi de şu: http://www.cupcakesbarcelona.com/


Aaa bak burayı kesin görmeniz lazım. Holala İbiza gördüğüm en güzel vintage ürünlere sahip bir ikinci el mağazası. Fiyatlar hemen hemen yeni ürünlerle eş olsa da o kadar harika parçalar var ki, vintage düşkünüyseniz mutlaka gidin görün. İçerisi yine ölüm kokuyor gibi geldiği için çok bakınıp bi şey alamadım ama kategorizasyonu, ürünlerin sunum ve dizilişi ile on numara bir dükkandı. Aha da websitesi bu, adresi, çalışma saatleri, yol tarifi her bi şeyi burada: http://holala-ibiza.com/


Bol cavalı, ayılmalı bayılmalı, sonarlı, ispanyol oğlanlı 8 günlük maceram bu kadardı. Henüz körpecik bir gençkızken gördüğüm Barselona'yı arsız bir azman olarak yeniden görmek iyi geldi. Turist gibi kilise, müze, cami, kubbe gezmeden de şehri yaşamak sizin elinizde. Hadi anam ben pek bayılmadım ama en güzel ispanyol oğlanları siz yersiniz inşallah.

Bir sonraki tatil yazımda Berlin anılarımla sizlerle olacağım. Sizin de bu yazıyı okuyup orala gitmeye niyetlenenlere önereceğiniz yerler varsa ekleyin canlarım. Herkes nasiplensin.

2 Temmuz 2014 Çarşamba

Cool Çiftler: Vanessa Hudgens & Austin Butler

Holaaaaaaaa, bugün kem gözlerimi dikip ayırmaya and içtiğim minnoş çift Vanessa Hudgens ve Austin Butler'ı inceleyeceğiz. Yani elbette mutlu olsunlar isterim ama "Cool Çiftler" bölümünde kimi yazsam ya ayrılıyor, ya da bir sallantı yaşıyorlar biliyorsunuz. En son en olmaz dediğim bile oldu ve Beyonce bile Jay-Z'nin kendisini aldattığını itiraf etti. Anam ben ne yapayım o güzellik, o şöhret, o ihtişamla adamları elinizde tutamıyor, bir fanilerle aynı hayatları yaşıyorsanız?

Tüm iyi niyet, hoşgörü, sevgi ve saygı içeren duygularımla Vanessa & Austin çiftine, internet deyişiyle "Vaustin" çiftine hazır mısınız? Oruçlu falansanız bakmayın, abdesiniz, orucunuz, her şeyiniz kaçar bu kadar haset ve kin duygusuna. Şahsen ben kaza orucu tutacağım. Ya da vebali size yazılsın banane.


Vanessa hanım 14 Aralık 1988 doğumlu, yani bendenizden 3 aycık ufak sadece. Koca kazık olmuş diyebiliriz. Austin Butler ise 17 Ağustos 1991 doğumlu. Tüüüüü resmen küçücük çocuğu kapatmış. "Bodur tavuk her dem piliç." atasözünü kanıtlarcasına çocuğun yanında 16 yaşında gibi duruyor zilli. Çift ne zamandır sevgili bilmiyorum ama birlikte oldukları her karede inanılmaz bir uyum, coolluk, stil sahipliği içindeler. Bu bile onlardan ölene kadar nefret etmek için yeterli. O kara kuru haliyle sapsarı oğlanı kaptığı gerçeğine ise hiç girmiyorum. Tanrım sence ben de bi sarışın hakedicek karalıkta değil miyim? Pls duy artık sesimi. #carealmankoca


Çiftimiz en çok festivallerde görülüyor. Coachella'sından, Primavera Sound'una hepsine kombinler yapılıp tıpış tıpış gidiliyor. Yani şu festival halleri inanılmaz tatlı ama biraz da çaba görünüyorlar. Özellikle Vanessa yılanı! Biz böyle giyinip One Love'a gidip plastik tuvalet sırası mı bekleyelim, sidik gibi bira mı içelim? Cool olsan bile memleket müsade etmiyor. Her şeyin güzelini ecnebilere vermiş tanrım. Ay iyce hacı hocaya bağladım. Her çarşamba özel kurşun dökme günleri düzenliycem evde bundan sonra. Koca bulamayana, kısmeti kapalıya, iş arayana pembebacı kurşunları hizmetinizde!


Benim en sevdiğim halleri sokakta yürüdükleri halleri. Kesin aşırı cool bi yerden, aşırı cool bir yere gidiyorlardır ama sadece dümdüz yürürken bile nasıl da güzel görünüyorlar. Bunda Austin'imin sarışınlığının etkisi elbette azımsanamaz. Vanessa pisliğinin hafif gipsy, hafif bohem tarzının da bunda etkisi elbette büyük. Üff hem küçücük, hem ünlü, hem güzel giyiniyor hem de hayallerimin erkeğiyle sevgili. Ay ne diye bu karıyı yazmaya başladım ki, keşke bi tek oğlanı yazsaydım. Boşu boşuna asablarım bozuldu. 


Ne yazık ki yürümek dışında yaptıkları her şeyde de tatlı görünüyorlar. Ben niye Austin Butler ile markete gidemiyorum yaaaaaa? Niye Şok'da kirazın kilosuna 11 lira veriyorum Temmuz ayında? Bunları hakedecek ne yaptım ne ne ne?? 


Günlük halleri ve doğal hayatları yanındaki muhteşemliklerinin yanında kırmızı halı stillerinin biraz sönük kalması az da olsa mutlu etti beni. Vanessa kırmızı halıda kadın gibi görünmeye çalışan ufak bir çocuk gibi göründüğünden diğer karelere nazaran bunlar ortalama kalmış ohhhhh. Ama Austin'imin smokinli fotoğraflarını buzdolabının kapağına asacağım, o kadar beğendim!


Ayhh daha fazla devam edemiyciim. Gözümden haset tohumları fışkıracak şimdi. Vanessa Hudgens ne yapar ne eder bilmem ama Austin Butler'ı doya doya izlemek isterseniz kendisi Sex And The City'nin öncesini anlatan "The Carrie Diaries" isimli dizide Carrie'nin ilk aşkını oynuyor. Ben diziyi izlemeye çalışmış, ergenlik levelına dayanamadığım için ilk sezonun ortalarında bırakmıştım. Şimdi sırf Austin için tekrar izlemeye başlayabilirim.

Bugünlük benden bu kadar. Sizin de içiniz hasetten, kinden nefretten şiştiyse kenafirlik dolu yorumlarınızı bekliyorum!

Xoxo kül kedisinin kötü kalpli çirkin kız kardeşi!

30 Haziran 2014 Pazartesi

Gıybet Kazanı

15-20 günlük yokluğumda aklıma internete girmenin geldiği o nadir anlarda karşıma çıktığında "Aaaaa, aaaa, aaaağğğaaa" diye ağzımı bi karış açık bırakan bir kaç olay olmuştu. Tabi tatil şuursuzluğu ile adımı bile unutmuşken onları mı aklımda tutamadım elbette

Neyse, bu süre zarfında olanları hatırlamaya çalışıp bi kaç tanesini toparladım. Haziran 2014'ün en top gıybetlerini listeledim:


Sadece Haziran 2014 değil, 2014'e komple damgasını vuran Kendall Jenner ben +50 faktörlü kremimi sürüp saatlerce dans ederken yine boş durmamış. Gördüğüm en derin ve en garip dekolte ile ilgiyi benim kimonolarım üzerinden çalmayı başardı sinsi. Muchmusic Awards töreninde giydiği Fausto Puglisi imzalı tuvaletiyle hala konuşulmaya devam ediyor. Bütün fotoğraflarda frikik verecek mi diye bekledim ama ı ıh, karı nasıl hazırlandıysa, nasıl bunun için doğduysa şakır şakır giyip gezmiş. Biz hala Deniz Akkaya'nın siyah bantlı meme uçlarını konuşalım... Sonuçta amaç güzel görünmek değil, ilgi çekmekti ve onu başardı mı? Başardı. Aman Kim de özenip böyle giyinmesin de.. Kendall 17 yaşın verdiği ateşle böyle şeyler yapabilir ama bi kaç sene sonra hiç mazur görmeyeceğiz, haberi olsun.


Daha takip ettiğim dizilerin sezon finallerini bile izleyememişken Orange Is The New Black'in ikinci sezonunun başladığını öğrendim. Hatta sezonu yarılamışlar bile sanırım. Daha şimdiden üçüncü sezonla ilgili bir sürü haber dolanıyor etrafta. Ohh ne kebap amk, yılda 12 bölüm çek, bütün yıl el ense yat, ödül töreni gez. Ecnebilik ne güzel. Yaz günlerinde izleyecek dizi bulamıyorsanız önce ilk sezonu hüpletip, sonra da eş zamanlı olarak yeni sezonu takip etmenizi önerebilirim. Ya da bizim köylü ağalı dizileri izleyin iftardan sonra dikşlskfşslk


Aaaaa bak bunu atlamak olmaz. Jennifer Lopez ve dansçı aşığı Casper Smart'ın olaylı ayrılığı tatildeyken bile ilgimi çekti. Genç Casper'ın J-Lo'yu transeksüel bir model ile aldattığı haberi Uganda'da da olsan ilgi çeker ama. Ve bu haberleri ayrılmak isteyen ve ayrılırken de Casper'ı bitirmek isteyen Jennifer Lopez'in yaptırttığı söylenince ağzım iyice sulandı. Ohhh yaşasın paçozluk, yaşasın gıybet! E tabi koskoca Jennifer Lopez, bu danscı parçasını meşhur ettiği için sinir olacak tabi. Muazzez Ersoy, İsmet Özhan evliliği biterken de bu tadı almıştım. Tişikkirler selebritiler. Yavan hayatım sizziz pırasa çorbası gibi. 


Aşklar bir bir parçalanadursun, dünyanın en büyük proje evliliği olduğuna inandığım Beyonce ve Jay-Z'nin yeni turnesi "On The Run Tour" başladı biz dizi tekrarları izlerken. Bu tur elbette memleketimizin yakınından, kıyısından köşesinden geçmeyecek. Bir dünya starını daha stadyuma kapatılmış koyunlar gibi izleyemeyeceğiz yani. Vah vah. Beyonce daha ilk konserde binlerce kıyafet giyerek turun her ayağında, her şarkıda kendinden bahsettireceğini garantiledi. Uff Beyonce'nin eskilerini giymeye bile razıyım, kocayı malı mülkü geçtim. Neyse, bu turnenin şahane tanıtım videosunu izlemediyseniz buraya tıklayarak izlemenizi öneririm. Vay anasını irfan.

Ay valla benim aklıma bu kadarı geldi. Şu son 1 ayda kayda değer neler oldu, neler bitti, siz ne yaptınız, beni özlediniz mi, hadi gıybete!

27 Haziran 2014 Cuma

Gittim Gördüm Gezdim / Ev Bharat Alaçatı

Offff bitttiiiiii, bitmez olaydııııııııı, minik molam bittiiii. Tüm garabetliğimle aranızdayım. Havalı bi deyişle "Bitch is back." Tatilden dinlenmiş, yenilenmiş, enerjiyi fullemiş, harika bi şekilde dönmemi bekliyordunuz değil mi? Valla ne yalan söyleyeyim ben de öyle bekliyordum. Ama tam bir tatil sonrası depresyonunun kucağına düştüm. Yeniden tatile çıkmak istemek, hatta hep orada kalmak, kendi ve yaşadığın hayattan nefret etmek suretiyle gitmeden öncekinden çok daha mutsuzum. Umarım bu negatifliğimi yazarak, gezerek, tozarak, size bi şeyler sunarak atlatabilirim.

Haziran'ın başında Alaçatı'da bir haftasonu ile başlayıp, Barselona, Brüksel, Berlin (b leri seviyorum galiba hadi allahım bi burak, bi berke...) ile devam eden molaların ilk ayağı olan Ev Bharat Alaçatı'yı anlatacağım bugün. Diğer duraklar da zamanla gelecek..


Otobandan çıkıp Alaçatı'ya girince Ev Bharat tüm çiçekleri, yeşillikleriyle karşılıyor sizi. "Bharat" kelimesi sanskritçe'de "Karanlığa karşı, ışığa adanmış olan" ve "Bolluk, bereket" anlamına geliyor. Bu minik otel içeri girer girmez iki anlamını da karşıladığını görüyorsunuz.


Her yanı yeşilliklerle dolu bahçesi, rengini daha önce hiçbir havuzda görmediğim havuzu, sadece 10 odasıyla "butik otel"in ne demek olduğunu anlıyorsunuz. Ortalıkta gürültü yapıp, rahatsızlık verenler bir tek bizlerdik.


Havuzu görür görmez, bütün kış giymek için beklediğim kimonolarımı giydim sıra sıra. Allahtan kışın bütün paramı bunlara yatırmışım, zira "bikini vücudu" benim için çooook uzak bir ihtimalden başka bir şey değil. Efil efil bunları giyinip fazlalıkları saklamak muhteşem oluyor. Bu üzerimde görmüş olduğunuz bordo kimono Selim Baklacı imzasını taşıyor. Aynısını ya da benzelerlerini kendisine ulaşarak ya da Building mağazalarında bulabilirsniz


Ahhhhhh o yemekler! Sanırım cenneti yeryüzünde yaşamanın tanımı bu olmalı. Çok kahvaltı yedim, çok mide fesatı geçirdim, çok aklımı kaybettim ama böylesini gerçekten görmedim. Yıllarca köy domatesi diye ne yedim acaba diye düşünüyorum. Yakut Hanım'ın elleriyle özene özene, tek tek yaptığı reçelleri, poğaçaları, pişileri yemeden gerçekten dönmemeniz gerekiyor. Nasılsa fazlalıkları saklayacak kimonolar, peştemallerimiz dolu.


Elbette bir Alaçatı klasiği olarak Oğuz ile havuzun içinde çeşitli Kim ve Kanye duygusallıklarına girip, üç saniye sonra birbirimizi boğmamak adına ayrılma kararı aldık.. Otel ve havuz o kadar güzeldi ki, sadece bir kere ayıp olmasın diye Alaçatı çarşı ve dolaylarına çıktık. Cumartesi gecesi yaşananlar sadece Ev Bharat ve bizim aramızda kalmalı.... Tam da sezon başlamışken Alaçatı'nın ruhunu isteyip, o kalabalığını istemeyenler otelden hiiiç çıkmadan harika anlar geçirebilirler. Hadi biz goygoyuna bile bu kadar eğlendik de, sevgiliydi, kocaydı kimbilir nası vakit geçirilir :((



Sürekli ikram edilen blushları, ev yapımı limonataları içip içip tatilin sonunda mesajı vermiştim aslında. İzmir'imin erkeği de bi başka ama çare en nihayetinde alman koca...

Bizi şımartmaktan bir hal eden ve harika bi haftasonu geçirmemizi sağlayan Ev Bharat ailesine kocaman teşekkürlerimle... Bu yaz şehrin hem göbeğinde, hem de bir o kadar soyutlanmış halinde bir haftasonu geçirmek isteyenlere şiddetle tavsiye ederim Ev Bharat'ı..

Barselona ve Berlin yazılarını bekleyin anacıııııım. Yazarken ağlama krizlerine girmezsem elbet bir gün okursunuz.. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...