14 Nisan 2014 Pazartesi

Kırmızı Halı: MTV Movie Awards 2014

Ohhh keko kırmızı halısı, biraz da şuralarıma!

Tarih 13 Nisan 2014, yer Nokia Theatre / Los Angeles.. Ahh ahh ıhlamur kokuyordur şimdi West Coast.. Milkshake'imi alıp yoga taytımla aranızda gezmek isterdim sevgili L.A. sakinleri. Ama ne yazık ki iki tape, bir fezleke arası bu yazıyı yazıyorum çok uzaklardan.

"Leşoluk = MTV" olarak özetlenebilecek bir dönemin içindeyken bu seneki MTV Movie Awards'ı çok çok çok paçoz buldum diyemem. Yani yine bir ton tanımadığım insan ve gözleri kör edecek rezillik var ama en bahsi geçebilecekleri ufak bi özet olarak hazırladım size. 


Rihannammmmmm, kadınımmmmm. İşte sabahları uyanmak istediğimde böyle olmak istiyorum! Böyle dedimse Rihanna olarak uyanmak değil, bu tip bi kıyafetle uyanmak istiyorum don ve tişört yerine! Ulyana Sergeenko Spring 2014 Couture koleksiyonundan giydiği bu aslında pek de bi numarası olmayan şeye baaayıllldımmmmm. Bi kıyafette aradığım her şey var. Uçuş uçuşluk, dekolte, saten mayo, tekrar uçuş uçuşluk... Neyse özenmekten içim şişti, rabbim bize de ipek sabahlıklarla salınacak bi hayat nasip eyler heralde.... Koskoca Rihanna'nın, aday olduğu halde Grammy'ye gitmeyip bu paçoz törene gelmesi de şaşırttı ayrıca. Senin sabahlığına kurban..


Ev yapımı Rihanna, Rita Ora ise sevsem mi nefret mi etsem ikileminde bıraktı beni. Elbisesinin dekolte kısmının vücuduna oturmasını sevdim ama o ellerini cebine sokması ve kumaşın bi katır kutur görünmesi rahatsız etti.. Aman banane manitası Calvin Harris düşünsün onu da. Kızı böyle gavat gibi böbreğine kadar açık yollarken düşüncekti.


Peki bu Pocahontas'ı tanıdınız mı? Peruksuz, firik şov elbisesiz, sirk makyajsız olunca tanıyamadınız tabi. Bu dümdüz siyah Alexander McQueen tuvalet içindeki şahsiyet Nicki Minaj! Tövbe yarabbim bi derdi mi var, bi sıkıntısı mı var acaba normal insanlar gibi giyinmiş. Yalnız yüzündeki "Çok ciddiyim, allahım çok ciddi durmalıyım, aşırı ciddi ve seksiyim." çabalı bakışlar o kadar komik olmuş ki, götünde tiviti olan tayt giymesinden hiçbi farkı yok benim için bu halinin de.


Ya kızım sen Oscar'ı aldın, bi ay içinde dünyanın en en en ünlü markalarının peşinden koştuğu bi hatun oldun, MTV gecesinde ne işin var neeeee. Azcık yüzünüzü özletin yaa. Koskoca Lupita Nyong'o'sun sen büyük düşün. Bi de giymiş karman çorman bi Chanel elbise. Pardon da Karl Lagerfeld dedem olsa, sırf Chanel diye övemem çirkin bi elbiseyi. Ben giysem şunu ne kıroluğum kalır, ne çingeneliğim. Rihanna neyse de kendimi Lupita Nyong'o ile kıyaslayınca bi tadım kaçtı sorry ben gidiyorum :/


Ayyy Jessica Alba ayyyy, içimi kıyıyorsun artık. Şimdi baktım google'dan tam 33 yaşına gelmişsin hala ne bu 16'lık sevimli kız tripleri yaaa. Hiç büyümeyen melek yüzlü şeytan Tuba Ünsal gibisin. Sanırsın iki çocuk anası değil de, mezuniyet törenine giden liseli kız. Kenzo eteği ve markasını bilmediğim büstiyeri, Jimmy Choo ayakkabıları ile güzel görünse de beni şaşırtamadığı ve yüzyıllardır aynı olduğu için bizimle değılsın diyorum kendisine. 


Bu kızı böyle gördükçe nasıl üzülüyorum anlatamam. Iggy Azalea'ya resmen benim nazarım değdi. Daha kızcağız bu kadar şöhretli değilken bi "Stil İkonu" yazısı yazdım, ondan sonra aldı başını yürüdü ama bi tane bile düzgün kıyafet giyemedi. John Galliano Spring 2014 koleksiyonundan giydiği elbisesi aslında fena değil ama boyunda bi sıkıntı var galiba. Götümün kıvrımlarını gösterip hava atacağım derken nişanda büyük ablasının eskilerini giyen un kurabiyesi memeli genç irisi kızlara dönmüş.


Yaa bakın işte düzenli ilişki, aşk, evlilik, hamilelik insanı ne hale getiriyor. Koskoca fındık kurdu Mila Kunis'e neler olmuş. Ay evlilik dedim de, dost hayatı yaşıyorlar di mi bunlar Ashton ile, evlenmediler diye biliyorum. Hem veled-i zina doğur, hem de paçoz paçoz gez. Menopoz'lu Demi Moore'a nispet yapacam diye nası iki ayda hamile kaldı heriften, helal olsun valla. Bu tür yılanlıklara bayılsam da. bakımsız ve gösterişsiz halini hiç sevmedim Mila, haberin olsun.


Bi de herkesin tanıyıp aşırı sevdiği ama isimlerini bile bilmediğim iki kızceyiz var şöyle. Ariana Grande ve Zendaya -kızlardan birinin adı Bella Thorne'muş, tamam vurmayın öldüm :(- sanırım bu hanımlar. Üff kendimi kumandaya uzay gemisi muamelesi yapıp, "şu kanalı değiştir bakiyim" diyen çağı kaçırmış dedeler gibi hissediyorum :(


Aman neyse, Johnny Depp ve Orlando Bloom'un bile amca gibi göründüğü bir törende 14 yaşındaki kızların adını bilmemek pek de koymadı aslında. Canlarım benim ne kadar da giyinik ve olgun görünyorlar........ 


Oysa ki bak ergen tayfasına, cayır cayır yanıyor gençler. Rita Ora ve Jessica Alba tarafından sahnede soyulan Zac Efron halinden oldukça memnun görünüyor. Six pack, adonis, geniş omuz gibi şahaneliklere zaafım olsa da ne yazık ki Zac Efron'u bi türlü beğenemiyorum. Benim için bi sandalye, bi bilgisayar kılıfı, bi ayakkabı bağcığı kadar işlevsiz. O yüzden alın tepe tepe kullanın sizin olsun. Ben başka gençlere yelken açacağım..


Şahlardan şahbaz seçmek adına bir de anketimiz var naçizzzzz. Gıybet pastasının üzerine kondurulan kiraz misali oylarınızı bekliyorum.



Şahsen şu kırmızı halısızlıkta, dedikodusuzlukta bana iyi geldi bu yazıyı yazmak. İçimdeki zehri biraz da akıtabildim, bebeksi bi güne merhaba dedim. Siz de tüm kenafirliğinizi, yılanlığınızı yorum olarak yazabilirsiniz, beni hiç bozmaz!

7 Nisan 2014 Pazartesi

Stil İkonu: Claire Underwood

Bugüne kadar "Stil İkonu" bölümünde şarkıcıları, oyuncularıgençleri hatta çocukları bile konu ettim ama sanırım ilk kez gerçek olmayan bir karakteri, biz dizi kahramanını ikon olarak yazacağım. Bana bunu yazdıran ise çılgınlar gibi bayılarak izlediğim House of Cards dizisinin Claire Underwood'u..


Evet daha önce iştahla Gossip Girl, Pretty Little Liars, Girls gibi dizileri iştahla izleyip yazdım ama benim için House of Cards'ın yeri çok çok başka. Beni Mad Men kadar etkileyen nadir "büyük" dizilerden. Kısaca özetlemek gerekirse başkanlığa oynayan acımasız bir politikacının, hırsları uğruna yapabileceklerini anlatıyor dizi. Öyle bir dizi ki, yeni sezonu başladığında Obama "Spoiler vermeyin, daha izleyemedim bölümü." diye tweet atıyor. İşte şimdi konumuz bu melek yüzlü şeytan Claire Underwood stilini inceleyeceğiz.


Robin Wright'ın canlandırdığı, en az kocası kadar çıkarcı ve hırslı Claire'in rengi tabii ki de siyah! Bir politikacı karısı olsam aynı böyle olmak isterdim. Politikacı karısı olmasam da siyah rengi bu kadar muhteşem taşıyabilmeyi isterdim aslında.


Beyinin yanında her daim güçlü ve dik duran Claire Underwood'u sık sık beyazlar içinde de görmek mümkün. Ee hedef beyaz saray olunca kesin incik cincik düşünüp, bilerek beyaz seçmiştir bu yılan diyesi geliyor insanın. Yani yılan mılan diyorum da, diziyi mutlaka izlemeniz lazım karakterini anlamak için. Dizi tarihindeki gelmiş geçmiş en cool kadınlardan biri olabilir.


Onu renkli, salaş vs.. giyinmiş görmek mümkün değil. Dışarıda kıvrımlarını belli eden dar elbiseler, günlük hayatında ise maskülen gömlekler seçiyor. Onca dalavere, hile içinde rahat etmek istiyo tabi kadın. Yürü be Claire, yılanın başı, kadının hasosusun!


Bence onu o yapan en önemli unsur saçları. Yahu bi avuç saçla bu kadar karizmatik ve cool görünmeyi nasıl başarıyor? Salkım saçak saçla yüzümüzü örtmeye çalırşırken güzel kadın şaaaak diye açıyor işte arkadaş. Sen ben böyle kestirsek sabahları ümit usta gibi uyanıp -hasbel kader- yanımızda bulunan adamı korku filmi setinde gibi hissettiririz. Ama bak Claire Underwoodcuğuma, altınlardan da parlak saçlarıyla ağzımıza sıçıyor. 


Akşama kadar onu bunu stalklıycağınıza azcık bakın da nası kadın olunur öğrenin fdlikkd Ben öğrenemedim bari sizler kendinizi kurtarın. Hani belki hep böyle hoppa, züppe, kıkırdak değil de, zaman zaman Claire Underwood gibi klasssss bi hatun olmak isterseniz bi kaç elbise de önereceğim. 



Kadınlığın kitabını yazan Claire Underwood dosyasını kocasıyla olan muhteşem ilişkisine imrenmekten ölerek bitiriyorum. Tamam eyvallah ilişki istemiyoruz, bağlılıktan kaçıyoruz, baş ağrısına hiç gelemiyoruz amaaaaa olacaksa da böylesi olsun! "Open relationship"in tanımını bu dizi sayesinde görecek ve aralarındaki uyumu kıskançlık krizleri eşliğinde izleyeceksiniz. House of Cards'ı izlediyseniz ne ala, ama henüz başlamadıysanız altına yüzlerce imzamı atarak tavsiye ediyorum!

Buyrun bakalım Claire Underwood gıybetine! Amaa yoook kadınımın arkasından atıp tutturmam, sadece güzel şeylere yazabilirsiniz.

5 Nisan 2014 Cumartesi

Bugün İzledim: Sinir Krizinin Esigindeki Kadınlar

"Ne güzel yalan söylüyorsun. Seni bu yüzden seviyorum."

Kapağını beğenip kitap alan biri olarak, sırf adına hasta olduğum için Pedro Almodovar'ın 1988 yapımı filmini izledim dün. Tabi bir film izleme klasiği olarak bi kısmında uyudum (filmin sıkıcılığından değil yorgunluktan) ama bu harika filmi önermek istedim size.


"The Shawshank Redemption"ın "Esaretin Bedeli" olarak çevrildiği bi memlekette dublajdan ve Türkçe çeviriden nefret etsem de bu filmin adı Türkçe olarak da güzel. Orijinal ismi "Mujeres Al Borde De Un Ataque De Nervios" olan film Almodovar'ın oldukça eski filmlerinden biri. Tam ismine ve İspanyol sinemasına yaraşır manyaklık ve trajikomiklikte. 


Filmin rengi kırmızı! Kırmızı size ne hissettiriyorsa bu filmde hepsi var. Aşk, tutku, ihtiras, yalanlar, kan, domates, sinir krizleri... Adından da anlaşılacağı gibi bir grup kadının ilişkilere, hayata dair yaşadıklarının bir çapkın erkek üzerinden çakışması konu alınıyor. Böyle hemen hemen tek mekanda, kısıtlı bi süreyi konu alan filmleri çok seviyorum. Hele böyle renkleri ve kareleri inanılmaz bi film görünce hemen önerivereyim dedim. Gerçi belki biliyorsunuzdur, oldukça eski ve kült olmuş bi film.


Başrol oyuncusu Carmen Maura'yı aynı matmazel Zerrin Tekindor'a benzettim. Filmin bi diğer sürprizi de kariyerinin henüz başlarındaki Antonio Banderas'ı sıska, kekeme bir oğlan çocuğu olarak görebilecek olmanız. Lafı uzatmak istemiyorum. İlişkilere, kadın olmaya dair hoş vakit geçirebileceğiniz bi filmi izlemenizi tavsiye ederim..

Filmin en sevdiğim cümlesi ise; "İyi olmaktan bıktım.."

1 Nisan 2014 Salı

Ay Tutuldum Ben Birine: Marlon Teixeira

Dün -kendimce- aşırı haklı bir çıkış yaptım twitterdan.


Ay yetti valla! 25 yaşındayım ve yüzeyselliğimi doyasıya yaşamak istiyorum. İçinde "müşahit, fezleke, pusula, tape" geçen cümleler kurmak yerine ben de diğer ülkelerdeki yaşıtlarım gibi spor yapmaktan, ilişkilerden, tatil planı yapmaktan bahsetmek istiyorum. Ama önce bi silkelenip kendimize gelmemiz için brezilyalı model oğlanlara ihtiyacımız var. Ülkenün tüm kızları olarak bunu hakettik....


İşte karşınızda 1991 Brezilya doğumlu Marlon Teixeira! Hanimiş benim oğlum aman da hanimiş ablası yer onu.. Adonisleri mi varmış onun, daha 16 yaşında six pack mi yapmış o uyyyy.


Üff hakkında bi takım bilgiler vermek istiyorum ama aynı zamanda hiç gerek olmadığını da düşünüyorum. Yavrumu soymuşlar da soymuşlar kfdişlsklşkds Acaba seks objesi olarak kullanılmak nası bir duygu, bi gün ülkemize gelse de anlatsa..


Hayır yaşı zaten küçük ama uzun süredir dünyanın en ünlü markalarıyla da çalışıyor. Calvin Klein, Dior Homme, D&G, Cavalli, Armani, Tommy Hilfiger gibi markaların yüzü oldu kendisi. Yani bu markaları da anlamak gerçekten güç. Madem çocuğa ürünlerinizi hiç giydirmeden bi tek soycaksınız ne diye çıkarıyonuz beee?


Kendisinin tatlı ve minnoş hayatını http://instagram.com/marlontx adresindeki instagram hesabını tıklayarak takip edebilirsiniz. Yahu böyle bi çocuğun 98 bin, Kim Kardashian'ın 11 milyon takipçisinin olduğu bi evrende gerçekten yaşamak istemiyorum. Ay bak sinirlendim, hemen biraz kas ve adonis görmem lazım kdfilşfkd İnsan hemen de alışıveriyor yarabbim..


It's ar-edep timeee! Çok nadir de olsa giyinmiyor değil Marlon'um benim. Giyinik hali de elbette giderli ama beni feriştah yengeye bağlatan edeleli vicudunu görmeyi tercih ederim. Aman ne görcem beee, sizin için yazdım ben bu yazıyı, moraliniz bozulmuştur yağlı enseli yalancı yılancı siyasetçilerden diye. Azcık morelleriniz düzelsin, yoksa banane.......


Şaka maka genç yaşına rağmen oldukça başarılı bir model. O kaslar ebemde olsa o da başarılı olur gerçi. Ayy konu dönüp dolaşıp çocuğun six packlerine nasıl geliyor ya. Neyse siz dünyanın en ünlü dergilerine nasıl da çatır çatır kapak olduğunu gördünüz işte. 


Valla bu yazıyı yazmak bile biraz düzeltti moralimi. Umarım size de iyi gelir. Ananızın babanızın yanında açıp okumayın da, beni kötü bellemesinler. "Ay Tutuldum Ben Birine" bölümü için Marlonvari adaylarınızı bekliyorum. Ayda bir gün bizim de neş-e'lenip sandallarla açılma günümüz olsun.

Rabbimden ülkemize huzur refah, bizlere de böyle birini vermese de en azından güdük türk erkeğinden uzak tutmasını diliyorum.

Amin.

27 Mart 2014 Perşembe

Bir Takım Kozmetik Tavsiyeleri #2

Blogda bi bölüme başlayıp, iki sene ara verilir mi derseniz haklısınız. İlk "Bir Takım Kozmetik Tavsiyeleri" yazısını Şubat 2012'de yazmışım. Üzerinden tam iki yıl geçmiş. Düşünün işte bu işlere bu kadar basıyo aklım.

Kozmetik konusuna ilgiliyim ama bi yandan da "Bu yüze sürsem ne olur." kafasında yaklaştığımdan pek de özen gösterdiğimi söylemem. Kozmetiğe ilgim kokulu kremler, duş jelleri, sabunlar, parfümler arasında gidip geliyor. Yüzüme genelde makyaj temizleyici dışında tonik ya da temizleyici jel sürüyorum. Cildim yağlı olduğundan krem, nemlendirici falan sevmiyorum pek. Ama bugün ömrü hayatımda ilk kez sevdiğim bi kremi anlatıcam.


Valla yalan olmasın, kremleri kendim almadım. Kendim alsam aynı serinin dört ürününü almam zaten. Nerde verdiler hatırlamıyorum ama L'oreal'in "Skin Perfection" serisi uzun süredir dolapta rafta duruyodu. "Dur lan pembe pembe bu ne ola ki" diye kullanmaya başladım. Dediğim gibi cildim zaten sorunlu olduğundan bi de kremdi, oydu buydu sürmekten pek hoşlanmıyorum. İyice yapış yapış oluyo gibi geliyor. Ama şu iki minik kutu hayatımı değiştirdi diyebilirim.


Şu elimde tutmuş olduğum dikdörtgen kutu normal günlük nemlendirici. Ya ben daha önce doğru nemlendirici kullanamıyordum, ya da bu seride gerçekten bi perfection etkisi var. Bunu genelde sabah kalkınca yüzümü yıkadıktan sonra sürüyorum. Henüz yatmadan önce de sürme alışkanlığını edinemedim. Uzun kutu ise düzenleyici serum. Günlük nemlendiriciden daha yoğun. Onu da duştan çıkınca, hazır gözeneklerim açıkken sürmek gibi bi method geliştirdim kendime. Doğru mu yapıyorum, yanlış mı bilmem ama cidden cildimde bi düzelme hissettim. Özellikle savsaklık yapmadan düzenli olarak kullanınca benimki gibi sorunlu ciltlere bile iyi geliyor valla. 


Bi de serinin makyaj temizleme suyu ve bb krem'i var. Makyajımı makyaj temizleme mendiliyle sildikten sonra yüzümü yıkayıp, bi de pamuk yardımıyla bu şeyi sürüyorum. Kıızzz iyce kokona oldum valla. İnsan 25'inden sonra suratı mercimeğe dönmeye başlayınca günde bin tane şey sürüyo işte, siz gençsiniz anlamazsınız. Bi de bb krem var, onu hiç kullanmadım. Yani daha önce hayatımda hiç bb krem kullanmadım. O yüzden nasıldır, hiç bilemiyorum.


Bu ara baya severek kullandığım L'oreal Skin Perfection serisini bi denemenizi tavsiye ederim eğer bu tarz bir arayış içindeyseniz. Fiyatı falan da oldukça uygun.

Ay arada iyi geliyo böyle onu yaptım, bunu yaptım yazmak. Resmen içimi döktüm. Sizin de bu ara ya da genel olarak sürekli kullandığınız ve herkesin bilmesini istediğiniz kozmetikleriniz varsa önerilerinizi bekliyorum.

Bir başka gıybet yazısında buluşmak üzere..

24 Mart 2014 Pazartesi

2014 İlkbahar/Yaz Trendleri: Dantel Sütyen

Ülkecek 12 yıldır bitmeyen bir kışın esiri olsak da, dünya bizim karanlığımıza aldırış etmeden dönmeye devam ediyor. Ulan kendimi bildim bileli bahar gelince ben de çiçek açarım sevinçten, havaların düzelmesine bile sevinemedim. Sanki çok bozulmuştu da..

Neyse, artık geleceği, neler olacağı, bu dönemin nasıl biteceğini düşünüp durmaktan gerçekten çok sıkıldım. Hazır hala yazabiliyorken, sizler de okuyabiliyorken, silah zoruyla kapımıza dayanıp bilgisayarlarımız elimizden alınmadan paylaşabildiğimizi paylaşlım.

Birazdan memelerden, sütyenlerden bahsedilecek bir yazı için biraz fazla sert bi giriş oldu ama neyse.


Elveda kış, elveda kazakların altına memişleri saklama dönemi. Kabak çiçeği gibi açılmak iyi de şu sütyen işi bozuyor beni arkadaş. Sevmiyorum işte. Sev-mi-yo-rum! Ama bu dantel sütyen olayı bu ara pek hoşuma gidiyor. O yüzden bu yaz trend olduğunu yazıyorum götümden uydurup kfidlşkfds


Yalansa yalan diyin, moda değil diyin. Ben her yerde, herkesin üzerinde görüyorum valla. Ve bu yazın kavurucu geçeceğine inandığım günleri için de harika bir kurtarıcı olduğunu düşünüyorum. Bu yaz için öncelikli hedefim 5 kilo verip sonra kot şortumu asla üzerimden çıkarmamak. Bi şort bi tişört yazı geçirmeyi hedeflerken bu güzelliklerle de şangır şungur gezmeyi planlıyorum.


Beyaz tişörtün içine giymeyi özellikle uygun buluyorum. Memiş ucu belli olması dışında hiçbir sıkıntı yok bence. Aman o da oluversin. İlk kez yazdığım bi yazı için incecik olmaya, dolgun göğüslü olmaya vs.. bi şeylere gerek yok. Yetti artık balenler, teller, süngerler, dolgular. Hem seksi hem de rahat olmak paha biçilemez... Hem de artık erkek milletini kandırmayalım di mi? 


Tabii ki en seksi hali siyah ama şöyle rengarenk ve efil efil gezmek hoş olmaz mı? Allahım biran önce yaz gelsin nolur. Bi çok mağazanın iç çamaşırı bölümünde bu tür rahat sütyenlere rastladım. Özellikle Oysho'nun yeni sezonundakileri çok beğendim. İstanbul'daki ilk iç çamaşırı mağazası açılan (Akasya AVM'de) Victoria's Secret'dan da bi siftah yapmak lazım tabi. Onun dışında Intimissimi'de de harika modeller var. Çarşı pazar dolanın alın anacım.


Ayhhh asıl böyle gezmek istiyorum işte yaaa. Kimonomu giyip tüm dünya dertlerini unutmak istiyorum içimde dantel sütyenimle. Lafı açılmışken bi kaç kimono ve kimonomsu link de vereyim de yaza hazır olsun.


Bu yazın kurtarıcısı olacağına inandım minnoş sütyen trendi bu şekildeydi. Nerelerden alabileceğimizi, bu trend hakkındaki yorumlarınızı bekliyorum.

18 Mart 2014 Salı

3'ün 1'i: Hangi Kardashian?

Televizyonsuz 4. ayıma girdim. Gece uyku tutmayıp, kanal gezmek dışında hiç özlemedim diyebilirim. Tabi bi de Kardashian ailesini ve sapkınlıklarını özlüyorum en çok. Televizyon izlerken sürekli E Entertainment kanalı açık olurdu ve bütün gün ecnebi ünlülerin magazinini izlerdim. Eee televoleyle büyüdüm, Kardashian'larla yaşlanıyorum.

"3'ün 1'i" bölümünde bugün adaş kişiler yerine üç tane kız kardeşvar. Kim & Khloe ve Kourtney Kardashian arasından seçim yapmanızı isteyeceğim bugün. Ahaha cehennem azabı gibi.


Kardashian ailesinin en ünlü ismiyle başlayalım. Kim, "bir göt ve bir porno insanı ne kadar meşhur edebilir?" sorusunun ayaklı cevabı. İşte bu kadar! Kapınızda 24 saat yüzlerce paparazzinin nöbet tutmasını sağlayacak kadar, televizyon tarihinin en pahalı anlaşmasını yapacak kadar, Kanye'den çocuk doğurtacak kadar ünlü edebilir. Kıçının büyüklüğüyle nam salsa da, aile içinde sürekli ortalığı karıştırması, aşırı rolcü olması, hep kendini düşünmesi yüzünden kendime yakın hissediyorum dkflsişkdflşsk Kırmızı halıda her giydiğine laf söylesek de kişisel olarak sevdiğim bir figürdür Kim Kardashian. Ünlülükse alın size amerikan rüyası diye her türlü malzemeyi veriyor hatun, en azından iki yüzlü değil.


Kardashian kızlarının (Jenner bebeklerini saymıyoruz) en küçüğü ve en bahtsızı Khloe Kardashian... Yani şu garibimin çektiğini kimseler çekmedi. Bütün o güdük kardeşlerin içinde hem iri, hem uzun, hem de en beyazları.. Kızcağızın evlilik dışı ilişkiden doğduğunu aylarca fitneleyip durdu diğer kardeşler. Neyse dna'sı beni ilgilendirmiyor. Başarısız bir evlilik, uyuşturucu bağımlısı bir koca, sürekli drama, taşınma, geri dönme.. Ailede ne gelirse bu garibanın başına geliyor. Neyse dalyan gibi zenci basketçiyi yerken sesi çıkmıyordu ama, ayrılınca ağlayıp sızlanmaya başladı. Giyim tarzını hiç sevmedem de acıdığım için kötü konuşmayacağım Khloe hakkında. Daha da ne diyceksem..


Yaaa yönlendirmek gibi olmasın ama işte en favori Kardashian'ım; Kourtney! Bi karış boyuyla pıtır pıtır yemediği bok kalmıyor. İki çocuğu çatır çatır doğurduğu yetmedi, çocukların babasıyla "Sana güvenmiyorum." diyip evlenmeyi de kabul etmedi. Herifle öyle lay lay lom takılıyor. İstediği an -defalarca yaptığı gibi- tekmeyi basacak. İçlerinde şöhreti en umursamayan, kameralara en oynamayanı Kourtney. Sadece 1.52'lik boyuyla ne giyse yakıştırıyor kendisine. Koca göt belası bu kıza sadece çok çok ucundan uğramış. Canım Kourtney.


Magazin aleminin en şöhretli üç kız kardeşinden favorinizi seçme sırası geldi şimdi de. İzlemiyorsanız E! kanalında mutlaka izlemenizi öneririm. (Digiturk 112) Bunların manyaklıklarını bi saat izledikten sonra ananızı babanızın elini öpeceksiniz.



Dünyanın hem nefret ettiği, hem aldığı nefesi bile takip ettiği bu aile hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu kadar nefreti hakediyorlar mı, şöhretin getirisi bu mu olmalı, tamamen kurmaca bir hayat mı yaşıyorlar, sevgimi haketmiyorlar mı? Kafamda deli sorular.. Cevapları sizde.







Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...