29 Eylül 2014 Pazartesi

Stil İkonu: Ciara

Yo yo madafaka, günaydın! Bugün "Stil İkonu" bölümünde sıska VS modelleri, coolluktan ölen oyuncular ya da ne giyse olay olan şarkıcılardan birisi yok. Zenciliğin hakkını veren, kadın gibi kadın, rapçi gibi rapçi Ciara var. Pek çoğunuz tanıyordur ama tanımayanlar varsa da öğrensinler. İlle birine özeneceksem sahte evlilikli Beyonce, seksilik uğruna aklını yitirmiş Rihanna, göt sallamaktan helak olan J-Lo değil, Ciara'ya özenirim. Ulan iki dakkada sattım diğer zencoşları, neyse. Ciara candır.


25 Ekim 1985 doğumlu Ciara, asker babası sebebiyle geze geze bir çocukluk geçirmiş. Almanya'dan tut, New York, California, Utah gibi yerlerde büyümüş. Tam adı "Ciara Princess Harris" Ulan milletin isminde bile pirenseslik var, bi de bize bak, "Uğur Dündar akraban mı?" Değil işte değil değil değil. Rap ve R&B müziğin prensesi olmasının yanı sıra giyim kuşamını da pek beğendiğim için "Stil İkonu" bölümünde yer vermek istedim kendisine. Şarkılarından giyimine, tavrından bakışına hastası olduğumuz Ciara başlıyor. 


Kızımız rapci gibi rapci! 50 Cent, Jay-Z gibi büyüklerinin pek sevip yanında dolaştırdığı, düetler yapıp turnelere çıkardığı Ciara tam bir R&B starı gibi giyiniyor çoğu zaman. Bol eşofman altları, şapkalar, koca takılar, yine geniş üstler... Sizin de kankanız 50 Cent ise böyle giyinebilirsiniz. Yok değilse boşverin bence....


Sokak stilinde de yaptığı müziğin esintilerini görmek mümkün. Hep bi asi, hep bi sıradan olmama sıkıntısı görüyorum üzerinde. Amma velakin yakışıyor da Ciara ablamıza. Vurdu mu oturtacak gibi göründüğünden pek ters de konuşmak istemiyorum hakkında. Çabasız zenciliğini tebrik edip diğer stillerine geçiyorum.....


Kırmızı halıda ise tam bir prensessssss... O asi repçiliğini bi kenara bırakıp Givenchy'ler, Celine tuvaletler içinde coolluğunu konuşturuyor. Saçına başına, bakışına kurban olduğum yaaa. Six packleri de var, çocuğu da, repçi kocası da var en ünlü isimlerle düetleri de. Kadının duruşundan resmen güç ve ego akıyor. Ciaraaaaa köpeeen olam...


Geçtiğimiz aylarda doğum yapan Ciara hamileyken de az inletmedi ortalığı. Karnı burnundayken çıplak pozlar da verdi (onları koymadım çünkü hamile karnına bakamıyorum :///) Hamileyken tercih ettiği rahat stili sevsem de kırmızı halıdaki zarif duruşunu daha çok beğendim. Doğurur doğurmaz eskisinden de six packlenen, kaslanan Ciara ağzımızı açık bırakmaya devam ediyor...


En çok konuşulan yanı ise saçları. Sık sık değiştirmekten çekinmiyor ve her yaptığı renk/model ikonik sayılabilecek cinsten. Ombre midir ne karın ağrısıysa en çok Ciara'ya yakışıyor bence. Valla ben bu şopar halimle saçıma tek bi boya damlası süremezsen millet tüm zenciliğiyle sarışın da oluyor, küt de kestiriyor, hoop çikolatadan bi anda siyaha da dönüyor. Yakışana yakışıyo işte.. Ben en çok bu son zamanlardaki kısa ve sarı saçlarını beğeniyorum. 


R&B ve rap müziğin taçsız kraliçesini pek sevdiği siyah kıyafetleri ile uğurluyorum. Deriler, miniler, uzun tuvaletler, hiç farketmez. Ciara en çok siyahlar içinde güzel... Coolluğun ilk adımı siyah giyinmekten geçiyor sanırım. Bizim zamanımızda satanist olurdun siyah giyince, şimdi modanın kalbi siyah ile atıyor...

İşte benim için cool kadının tanımı olan Ciara'nın stili bu şekildeydi. Sizin yorumlarınızı da bekliyorum bu tarz hanımefendi hakkında. Ya da "Stil İkonu" bölümünde yazmamı istediğiniz başka biri varsa onu da gönderin gelsin.

Herkese bol yo yo yo madafakalı haftalar dilerim. Ana bacıya küfür yok amkk ne madafakası sümme haşa ://

27 Eylül 2014 Cumartesi

Gittim Gördüm Gezdim / Shangri-La Bosphorus



Geçtiğimiz haftaiçi annemle babamın 27. evlilik yıldönümünü kutlamak için ana kız felekten bir gün çaldık Beşiktaş'daki Shangri-La Bosphorus Otel'de. E anne babanın evlilik yıldönümünde niye ikinizdiniz derseniz biz de böyle keyif düşkünü ana kızız işte. Garip babacığım evde Vegas'a bakarken, biz akşama kadar masajlar yaptırıp pirensesler gibi bi gün geçirdik.


Uzak doğu kültürünü tamamen görebileceğiniz, 88 şubeli Shangri-La otellerinin Avrupadaki üç şubesinde spa bölümü var. Öyle spa diyip geçtim ama türk hamamından, saunaya, buz banyosundan kapalı havuza toplam 1500 metrekarelik dev bir spa merkezi aslında. Asyalı minik eller sırtımızı ovaçlamadan önce kimonomu giyip Bihter Ziyagil misali uzandım göbek taşına.. Bu hamamda dansözlü, sazlı sözlü kına geceleri de yapılıyormuş. Alman koca bulunca kendime burada göbek atmalı bi kına gecesi düzenleyip adamı kültür şokuna sokacağım.. Belki ona da bi sünnet düğünü çakarız otelde...


Muz yapraklı rahatlama masajından sonra havuza çıktık. İnanır mısınız kendi cankurtaranımız bile vardı... İtalyan bir ressam tarafından resimlerle süslenmiş duvarlar, özel çinili havuz, fülfüllü kokteyller derken bir Dubai'li prensin beni görüp beğenmesini, onunla ülkesine kaçmam için ağırlığımca altın teklif etmesini bekledim ama gerçekleşmedi. Jakuzi köpüğünü belime belime vurdurtmak dışında hiçbi şey yaşanmadı havuzda... Havuzun arka kısmında yer alan özel spor salonuna girip bi spor yapmak istesem de suda mal mal hareketler yapmak daha cazip geldi. Zaten özel üyelikle girilebilen bu spor salonunun maximum 55 üyesi olabiliyormuş. Baya bi indirim de yapılmış, girip bi sitesinden bakın spora yazılmak istiyorsanız. Benim bulamadığım zengin kocayı belki siz bulursunuz....


Masaj, sauna, buhar odası derken hallaç pamuğu gibi olup, iki ton açılıp sarışınlığa bir adım daha yaklaştıktan sonra dünya mutfağının en güzel örneklerini görebileceğiniz restorant kısmına indik. Ki kesinlikle tavsiye ederim burada bir akşam yemeği yemenizi. Ben deniz ürünleri ağırlıklı bi yemek yerken canım anam türklüğünü gösterip kafam kadar bir et yemeyi tercih etti. Ahtapot salatası ve sushilerinin tadı hala damağımda. Imhhh olsa da yesem... Ayrıca pazar günleri "yiyebildiğin kadar ıstakoz" brunchları başlıyomuş. Kızzzz, Bihterliğe adım adım işte. Hazır indirimliyken her şey gidip yumulmak lazım. 


Veeee tea time. Yani çay saati. Hemen ingilizleştim farkındaysanız. 101 çeşit çay içinden o kadar yemeğin üstüne 3 tanesini deneyebildik. Alman çayı, uzak doğu çayı, o çayı bu çayı, o kadar çok çeşit ve tat var ki, senelerce çay diye siyah bi ot kakalamışlar bize diye düşünüp içerledim hemen. Geri kalan 98 çeşidi denemek için her gün gidicem otele valla, hem eve de yakın sayılır. Vapurdan in, hop oteldesin.

İşte anneciğimle böyle tatlış bir gün geçirdik. Hem evlilik yıldönümlerini kutluyor, hem beni doğurdukları için teşekkür ediyorum. Shangri-La ailesine de bizleri Ziyagilliğe bir adım daha yaklaştırdıkları için ayrıca teşekkürlerimi sunarım...

22 Eylül 2014 Pazartesi

Ay Tutuldum Ben Birine: John F. Kennedy Jr.

Good morning houston dinlemede misin? "Ay Tutuldum Ben Birine" erkeklerinin en muhteşemi geliyor hazır mısınız? Bu bölümün bu yazıyı jübile olmalı ve konu kapanmalı ama tutulacak beyefendi sayısı o kadar çok ki.. Bitirmeye içim razı gelmez...


Bugünkü konuğum rahmetli başkan John F. Kennedy'nin en az kendisi kadar rahmetli oğlu John F. Kennedy Jr. Kennedy ailesinin lanetinden tabii ki o da nasibini almış ve 40 yaşına basmadan, pilotluğunu kendisinin yaptığı bir uçak kazasında aramızdan ayrılmış. O dönemlerde 11 yaşında bir süt bebesi olduğumdan olayı pek hatırlamıyorum ama çok sevdiğim bir dostumun "Keşke John F. Kennedy kocam olsa, kocacımmmm" inlemeleri sayesinde onunla tanıştım ve sizlere de anlatmak istedim. Ölüye saygımdan pek edepsiz konuşmayacağım hakkında ama göreceksiniz ki kendisi erkek gibi erkek, koca gibi kocaymış....


John F. Kennedy Jr babasının başkan seçilmesinin 17 gün sonra, 25 Kasım 1960'da dünyaya geldi. Yani bir nevi beyaz sarayın resmi bebeği olarak doğru. Doğduğu günden itibaren her adımı gözler önündeydi. 3. doğum gününe 3 gün kala 22 Kasım 1963'de babasını suikaste kurban verdi ve anacığıyla gözü yaşlı bir şekilde ortalıklarda kaldı :((


Çapkın Kennedy'nin hep gözü yaşlı eşi Jackie O. bi de iki çocukla dul kalınca evladına sarıldı elbette. Ay o kadar aldatılması sineye çek, o pis adama dörtç çocuk ver, bi tanesi doğumdan bi kaç hafta sonra rahmetli olsun, bir diğeri de sadece iki gün yaşayabilsin :( Bi de üstüne tam first ladyliğin tadını çıkacakken çoluk çocuk ortada kal. Ahh ahh ne çekti şu Jacqueline Kennedy Onassis.... Bizim Kennedy Jr. allahtan hayırlı evlat çıktı da anacığını hiç üzmedi. Daha 3 yaşındayken annesiyle bir örnek giydiği Givenchy trençkotu geleceği hakkında bilgi veriyormuş aslında...


Veee Kennedy Jr. büyümeye başlar! Bir ergenlik ancak bu kadar güzel geçirilebilirmiş herhalde... 80'lerin tadını bu it çıkarmış. Töbee ölünün arkasından it dedirtiyonuz bana. Ama şu karizmaya bakar mısınız sevgili okurlar. Kızılbaş Harry bok yesin, bi politik figür ilgimi çekecekse bu elbette Kennedy Jr. olur. Ki bütün dünyanın da öyle olmuş. Genç ve sportmen kişiliği her an, her dakika gözler önünde yer almış...


Brown University'de Amerikan Tarihi eğitimi alan John F. Kennedy Jr sporun her dalına el atmış, sporu hayatının bir parçası haline getirmiş, hafif biraz da adrenalin bağımlısı bir abimizmiş. Okulun fubtol takımına da girmiş, kayak, kürek, tenis, bisiklet, paten, yelken allah ne verdiyse el atmış.. Sonunu getiren pilotluk sevdası ise en yürek burkan kısmı :((


Okul bitip 20'li yaşların sonuna yaklaşırken iyice bi stili, karizmasi oturmuş, bütün dünyayı peşinden koşturmaya başlamış bizim ufak John John (Beyaz :( sarayda :( kendisine :( böyle :( hitap ediliyormuş :( rahmetli :( babası :( yaşarkene)


Hem yakışıklı, hem ünlü, hem mağdur, hem zengin, hem sportmen, hem karizmatik, hem de hayvansever :(( Mükemmel bi erkek nasıl olur diye sorsalar verilecek tüm cevaplar kendisinde mevcutmuş ama rabbim arasına erkenden alıvermiş kendisini :(


Bence en karizmatik halleri 30'lu yaşları... Kendi kurduğu George dergisinde her ay röportajlar yapan, köşe yazıları yazan Kennedy Jr. en az babası kadar çapkın bir abimizmiş. Karizmasının o kadar farkında ve bilincinde ki magazin dünyasında aranılan bir playboymuş sanırım. Madonna, Cindy Crawford, Sarah Jessica Parker gibi selebritilerle takılıp 1996 yılında Carolyn Bessette ile evlenivermiş.


Yukarıdaki fotoğraflardaki sarı yılan kim diye merak ediyorsanız kendisi Carolyn Bessette, yani Kennedy Jr.'ın biricik eşi....  1996 yılında gerçekleşen evlilik ne yazık ki ölüm ayırana dek, yani 3 yılcık sürebilmiş. Kızın arkasından da çok konuşmak istemiyorum zira Kennedy Jr.'ın öldüğü uçak kazasında kendisi de hakkın rahmetine kavuşmuş.. Gerçi cesedi hiçbir zaman bulunamamış ama ölü olduğu varsayılıyor. Kimse kusura bakmasın da bu işin içinde bi iş var, kesin italyanın bir köyünde hayatına devam ediyor bu Carolyn Bessette bence. Kazanın gerçekleştiği günlerde evliliklerindeki sorun nedeniyle çift terapisine gidiyorlarmış ve Carolyn antidepresanlar kullanıyormuş. Henüz çok uçuş deneyimi olmayan Kennedy Jr.'ın kullandığı uçağa pek istemeye istemeye binmiş.. Ee anam sen kocam kocam diye güvenip binersen ölüverirsin işte. Bu ailenin lanetini bilmiyo musun... Bu arada aynı kazada Kennedy Jr.'ın kız kardeşi Lauren Kennedy'de hakkın rahmetine kavuşmuş :((


Lanetli ailenin belki de en bahtsız üyesi John F. Kennedy Jr.'ın 40 yıllık ama dolu dolu yaşadığı hayatı bu şekildeydi. Biraz daha araştırılıp okunsa kimbilir daha neler vardır ama ben kısaca bir özet geçip neler kaçırdığımızı bi hatırlatmak istedim :((

Hepinize John F. Kennedy Jr. kadar karizmatik, six packli, magazinsel bir sevgili biliyorum. Taziye ve koca dualarınızı yorum bölümünden bana ulaştırabilirsiniz... 

xoxo lanetli gıybet kızı..

19 Eylül 2014 Cuma

Ben Bu Ara #9

Yuuuhhh, en son "Ben Bu Ara" yazısını Ocak ayında yazmışım, resmen yıl bitiyor, napıyorum ne ediyorum hiç bahsetmemişim. O kadar hiçbir şey yapmıyorum ki, bahsetmeye değer bulmamışım demek ki. 


Yaz sıcağında her pigmentimle terlemek dışında yine dizi izlemeye devam ettim. Benim için "dizi = kışın battaniye altında kendinden geçmek" demek olduğu için yazın izlediğim şeylerden pek tat almadım. Takip ettiğim diziler sezon finali yaptığından yeni bir şeyler denedim. 

Biraz balon olsa da yoklukta Orphan Black'ın iki sezonunu bitirdim. Genler, klonlar, dramalar derken fena değildi. Başroldeki ablamıza şapka çıkarttım. 8 farklı karakteri tek başına canlandırıyor Tatiana Maslany. Dizinin her karesinde görünmesi ise kendisinin alamet-i farikası. 

Bölüm başı 20 dakikadan çerezlik dizi olarak The Mindy Project'i izledim. New York'da yaşayan hintli doktor ablamızın doktor arkadaşları ve aşk hayatı çevresinde ilerleyen diziyi izlemeniz için önerebilirim. Sit com olsa da "Aşkı arayan New York'lu yalnız kadın" kategorisinden baya ilgimi çekti. Mindy Kaling'in hem yazar, hem yapımcı, hem oyuncu olması ayrıca bir hoşluk katıyor. Yaşasın yaratıcı kadın dayanışması!

Son dizi önerim ise The Bridge yani kendi diliyle Bron/Broen. İsveç ve Danimarka ortak yapımı olan dizi iki ülkenin sınırını oluşturan bir köprüde geçen cinayetle başlıyor. Seri katilimiz toplumsal sorunlara dikkat çekmek için her bölüm bir başka cinayet işliyor. İyi güzel, hoş kurgulanmış bir dizi ama kuzey soğukluğu biraz fazla geldi bana. Dizide her şey o kadar güzel kurgulanmış, o kadar detaylıca işleniyor ki, bizim belediye çukuruna düşüp ölmemiz, kafamıza köprü göçmesi, asansör çökmesi gibi sorunlarımızın yanında kuzey ülkelerinin sorunları biraz "anam tek derdiniz bu olsun" dedirtti bana. Henüz ilk sezonun sonlarına yaklaştım ama bu kafa açıcı diziyi izlemenizi kesinlikle öneririm.



Kafayı Pinkberry'ye taktım! İsminden dolayı mı nedir kendime pek bir yakın hissediyorum. Spor çıkışı, yemek sonrası, gece atıştırması allah ne verdiyse emikleyip duruyorum. Sadesinin mayhoş tadını çok sevsem de yeni çıkan fındıklı da favorim olucak gibi hissediyorum. Aslında son derece kalorisi az ve sağlıklı bir şey olsa da Pinkberry ben üzerine kuruyemişten nutellaya, rulo kattan meyveye ne bulduysam koydurup yolumu buluyorum. Küçücük bir dondurmanın 770 kalori olduğu bi dünyada yaşasın donmuş meyveli yoğurt! West Hollywood çıkışlı bu markayı yedikçe L.A. hayallerime bi adım daha yaklaşmışım gibi geliyo..


Bunun dışında İstanbul en alevli dönemini yaşıyor sanırım. Berlin'den sonra İstanbul'da hem Solomun hem de Nicolas Jaar'ı dinlemek beni son dönemlerde en mutlu eden şeylerdi. Önümüzdeki günler için ise benim dinlemek istediğim, sizin de dinlemenizi önereceğim bir kaç dj ve etkinlik önerip aranızdan ayrılacağım...

Mira @ Cue - 25 Eylül 2014 (Ayrıca doğum günüm o gün yi hu)
Art Department @ Indigo - 26 Eylül 2014
David August @ Indigo - 24 Ekim 2014
Kollektiv Turmstrasse @ Indigo - 5 Kasım 2014
Einmusik @ Cue  - 6 Kasım 2014

Harika bir mevsim başlangıcı, serinleyen havalar, konserler, başlayacak olan diziler, önümüzdeki hayaller, tatil planları, iş projeleri, aşk kaçamakları falan derken Eylül biraz fazla mı güzel ne?

15 Eylül 2014 Pazartesi

3'ün 1'i: Hangi Booty?

Aslında yazının başlığı "O booty'ye bülbül öte" olacaktı ama pazartesi pazartesi edepli takılayım dedim. Hem beni biraz fazla küfürbaz ve ahlaksız bulan bazı tipler varmış, sabah sabah ağzımı bozmak istemediğim içi bi şey demiyorum ama demek istediğimi anladınız heralde. 

Biliyorsunuz sıska kadınlara savaş açmış durumda magazin dünyası. Artık öyle kuru götlü VS meleklerine pek prim verilmiyor. Yani veriliyor da, ben her geçen gün şiştiğim için artık büyük poponun makbul olduğuna kendimi inandırmaya çalışıyorum, inandım da. Ohhh kimse karışamaz. 

Geçtiğimiz gün yayınlanan Iggy Azalea & Jennifer Lopez ortak yapımı "Booty" şarkısının trailer'ını görünce (buraya tıklayarak izleyebilirsiniz) artık bu konuda bir şeyler yazmam lazım dedim. Anacım anladık maşallah mihrap yerli yerinde de bunu ağzımıza ağzımıza sokmanıza gerek var mı? Seks satar algısını hepimiz biliyoruz da, çoluğunuz çocuğunuz kocanız yok mu laan? Biz yapsak yollu, bunlar yapınca sanat. Aman neyse, Beyonce sayesinde Oxford sözlüğüne bile giren "bootylicious" kelimesi gerçeği diye bir şey varken tabii ki açıp saçacak bu hatunlar. Son günlerde popolarıyla gündemden inmeyen 3 hatunu listeledim. Bakalım hangisinin götüne bülbüller öte? (Yazının sonundaki ankete katılmayı unutmayın.)


İlk aday Nicki Minaj. Geçtiğimiz günlerde çıkan yeni albümü "Anaconda"nın kapağı ile günlerdir edep yerleri gözümüze gözümüze giriyor. Hoş öncesinde de pek farklı değildi. "Var ki açıorum kardeşim size ne?" mantığını benimsemiş olan Nicki Minaj ünlü olduğu ilk günden beri kıvrımlı vücudunu cesurca sergilemesiyle meşhur. Kendisinden pek hazetmesem de istediği gibi giyinmesi, istediğinde sıfır makyaj gezmesi, kusurlarını hiç saklamaya çalışmaması nedeniyle takdir ettiğim bir koca popolu ablamız. Zenciliğin hakkını veren nadir isimlerden....


İkinci aday ise Amerika'nın köylerinden kopup gelmiş, tarihin ilk sarışın ama zenci popolu repci kadını Iggy Azalea. Daha yeni yeni ünlü olurken bu kızı pek sevmiş, hatta "Stil İkonu: Iggy Azalea" yazısı bile yazmıştım. Sonra ne oldu bilmiyorum bi soğugum, bi gıcık oldum. Ama poposunun hakkını da vermek lazım. İncecik beli, maşallah Beyonce'yi aratmayan kıçıyla ve Jennifer Lopez düeti ile kendisinden sık sık bahsettiriyor. Tek istediğim sarışın olmakken rabbim beni şopar esmerliği ve türk kızı genleriyle ödüllendirmiş. Ben istemez miyim Taksim-Bostancı minibüsünde hayata tutunmaya çalışmak yerine Iggy gibi Dolce & Gabbana takımları giyip çöllerde oğlanların üstü açık arabalarıyla gezmeyi? İsterim tabi.....


Vee son adayımız bayan booty Jennifer Lopez. Öncelikle istikrarını kutluyorum. Kadın 20 yıldır ünlü, 20 yıldır ağzımıza sokuyor kıçını. Allahtan güzel bi poposu var da, görsel bi şölen oluyor bize de. Eline geçen her fırsatta latin kıvrımlarını sergilemekten çekinmeyen Jennifer Lopez utanmasa bakkala bile mayoyla gidecek. 2 çocuk doğurup, senelerce kariyer peşinde koştuktan sonra bile bu kadar fıstık gibi göründüğü için ayrıca bir tebriği hakediyor. Eee anacım gen işte, emektar latin genleri bozulmuyor, bozulmuyor....


Aslında daha çok popolu aday var ama hem yazının konsepti gereği üç kişi yazabiliyorum hem de son günlerde en çok konuşulan üç booty dediğim için bu isimleri sıraladım. Yoksa Kim Kardashian olsun, Beyonce olsun, Lady Gaga olsun popolarını hayranlıkla izlediğimiz isimler de yok değil.... Şimdi sizlerden bu üç hanımdan en "o göte bülbül öte" olanını seçmenizi isteyeceğim.



Oylarınızı verdikten sonra afedersiniz sizleri "göt" muhabbetine bekliyorum. Sıskalık mı prim yapıyor, oğlanlar koca popoya mı bayılıyor, poğaça böreğe abanım böyle mi olmalı, yaşasın yulaflı kahvaltı mı?

Ay kafam çok karışık :/

14 Eylül 2014 Pazar

Doritos Lady Gaga Partisi

Sabırsızlıkla beklediğim Lady Gaga konserinin öncesinde konsewrin sponsoru Doritos tarafından  düzenlenen partiye gittim geçtiğimiz gün. Lady Gaga'nın da bizzat tercih ettiği tasarımların sahibi Zeynep Tosun bu kez Doritos cipslerinden ilham alarak tasarladığı kostümleri sergiledi. 



16 Eylül 2014'de İtü Stadyumunda gerçekleşecek konserden önce Lady Gaga'yı bile kıskandıracak çılgınlıkta kıyafetler ve konuklarla ilginç bir gece geçirdik. Paws up little monsters!

Biliyorsunuz lüks ve zenginliğe bayılıyorum. Four Seasons’a gitmeden önce modum bir hayli yüksekti. Taksiciye “Dört Mevsim oteline gidiyoruz şoför bey.” esprileri bile yaptım. “Abla alttan mı gidek üstten mi?” diyince kırk yılda bir giydiğim topuklu ayakkabılarımı çıkarıp koşarak uzaklaşmak istedim.


Uzun süredir insan içine karışmadığım için bir sürü arkadaşımı gördüm, iyi geldi. Bol bol ab-ı hayat, yani cin tonik içip Lady Gagacığım için dans hazırlıkları yaptık.

Doritos Extreme diye yeni bi şey çıkmış, ilk kez onu yedim tadı efsaneydi. O kadar çok istedim ki garson küçücük tabaklara koymaktan yorulup paketi elime verdi L(



Zeynep Tosun’un tasarımları başarılıydı. Canlı bir mankenin üzerindeki kıyafette 2500 adet gerçek cips vardı. Cipsler kırılmasın diye özel bir karışıma batırmışlar. Bahçede tavana asılı kıyafette ise 450 metre Doritos paketi kullanılmış.


Yeni yılı Eylül'de başlayan biri olarak Eylül'ün ilk partisi, ilk topuklu ayakkabısı, ilk lüks kokusu, ilk dünya starı konseri hazırlığı bu şekildeydi. Bakalım bu aksam konserde neler olacak??

8 Eylül 2014 Pazartesi

Gıybet Kazanı #2

Günaydın, bu pazartesiyi izninizle biraz gıybete ayırmak istiyorum. Yılın en sevdiğim dönemi başladı. Havalar kapıyor, Seda'lar, Müge Anlı'lar, Sacit Aslan'lar yayına başladı. Allaaah daha ne isterim. Ben de kendi mecramda elimden geldiğinde dedikodu yapmaya çalıştığım için bu yazıyı full gıybetle donatmak isterim.


İlk haberim Kim Kardashian'dan geliyor. British GQ tarafından "Women of the Year" yani yılın gadını seçilen Kim allah ne verdiyse soyunmuş derginin eylül sayısına. Yaaaa yeter artık, kendi götümden çok bu kadınınkini görüyorum. Üzerindeki "kanye effect"den çok sıkıldım. Elin pornocusu başımıza yılın kadını kesildi. Hem de ingilizler tarafından ödüllendirildi yuhhhhh. Tamam paçozluktan elitliğe uzanan bu yol hikayesini çok seviyorum ama artık hasetleniyorum da. Ayrıca pozlar da hiç olmamış. Çocuk çocuk sahibi kadının pıtışkasını görmek zorunda mı benim emekçi türk kadınım????? Hasbel kader dergi elinize ulaşır da röportajı okursanız hiç şaşırmayın, zira Kim Kardashian sayfa sayfa Kanye ile olan sex hayatının mükemmelliğini anlatmış diyolllaaaaa.. Ay hayır biri sürekli turnede, öteki sürekli götünde kameralarla ağlayıp sızlıyor. Haftada bir görüşülen ilişkinin ne kadar bi iyi seks hayatı olabilir ki??


Bir çıplak fotoğrafı skandalı yaşadık Ağustos 2014'ün son gününde, bilen biliyordur. Başta Jennifer Lawrence, Kate Upton, Hillary Duff, Miley Cyrus, Scarlett Johansson, Cameron Diaz gibi dünyanın en ünlü ve en gözde kadınlarının telefonları "hacklendi" ve tüm özel fotoğrafları dünya ile paylaşıldı. Haberi okumak için tıkladığımda koyulan fotoğraf dışında bir tanesine bile bakmak, bulmak için tenezzül etmedim. Bu ayıbın ortaklarından biri de ben olmak istemedim. Yıl olmuş 2014 hala güzel ve başarılı olduğu için tüm özel hayatının adi ve haysiyetsizce ortaya dökülmesini mazur görebilen insan parçacıkları var. Tecavüze uğrayan kadın için "etek giymeseymiş o zaman" demekle aynı oluyor "o fotoğrafları çekmeseymiş" demek. Bu kadın düşmanı, etik yoksunu pisliklerin yaptığı bir yana, eli sikinde fotoğraf peşine düşen mahlukatlardan da ayrıca nefret ediyorum. O onursuzların inadına bu kadınları sadece yaptıkları işlerle hatırlayacağım, özel hayatlarıyla değil..


Uzun bir süre oldu ama sıkı düşkünü olduğum 50 Shades of Grey'in fragmanı yayınlandı. Film ise 14 Şubat 2015'de gösterime giriyor. (Fragmanı buraya tıklayarak izleyebilirsiniz.) Ne yalan söyleyeyim benim için biraz hayal kırıklıklarıyla dolu bir fragman. Zaten sadece ilk kitabı seven, ikiyi zoraki bitiren, üçüncüyü okumadan çöpe atan biri olarak ilk kitabın hatrına ilk filmi de izlemeyi düşünüyordum ama bu fragmandan sonra ver yansın torrent... Kızın zoraki masumiyet ve mallığı, Mr. Grey'i daha yaşlı hayal etmem falan derken hiç tatmin olmadım bu fragmandan. Jamie Dornan'ı daha yakından tanımak için geçen yıl yazdığım "Hello Mr. Grey" yazısını okumaya davet ediyorum sizleri. Şu aptal fragmandan sonra gözünüz gönlünüz açılsın. 


Veee bir de düğün haberimiz var. Senelerdir dost hayatı yaşayan Angelina Jolie ile Brad Pitt evlenmiş. Sanırım beni en heyecanlandırmayan ilişki onlarınki. 105 çocuk, 85 bakıcı, bir psikopat Angelina, bir yaşlı Brad Pitt hiç ama hiç ilgimi çekmiyor artık. Zaten yıllardır birliktesiniz, zrilyon tane çocuğunuz var neyin evliliği bu? Kime neyi kanıtlıyorsunuz? Birlikte rol aldıkları ikinci film vizyona girmeden hemen önce gerçekleşen bu düğün oldukça manidar bence...... Donatella Versace tarafından elceğizleriyle tasarlanan gelinliğin kuyruk kısmında çocukların çizdiği resimler varmış. Ayy ne kadar duygusal. O evlatlıklara kendilerini aileden hissettircez diye ne didindi şu kadıncağız yaa :(( Aman neyse hiç gerek olmayan bir evlilik daha gerçekleşti. Gerçek aşka dair son inancımız olan Brangelina çifti de devlet huzurunda imzalaşmayı seçti, ne diyelim mutlu olsunlar.....

Bir süredir biriken dedikodular benden bu kadardı. Sizde ne var ne yok?
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...