31 Ekim 2014 Cuma

Kırmızı Halı: amfAR La Inspiration Gala 2014

Bayramınız kutlu olsun iblisler! Yani happy halloween. Bugün halloween olsa da başlı başına bi freak show olan ülkemizde ekstra bi çabaya gerek yok diye düşündüğümden bu konuyla ilgili değil, başka bi şeylerle ilgili yazacağım. Butik bir kırmızı halımız var. Rihanna'sından, Miley Cyrus'ına az ama öz selebritinin katıldığı, Hollywood semalarında gerçekleşen bir yardım gecesi aslında. Aids araştırmaları için bir takım açık arttırmalar yapıldı ve ünlülerimiz cömertliklerini esirgemeden saçtılar paraları. Beni paraları da ilgilendiriyor ama şimdilik giydiklerinden bahsedeceğiz..


Tom Ford 

Yani şu kareyi göreceğime kör olmayı tercih ederim. Koskoca Rihanna, benim piremsesim, stil ikonum, gadınım, o tarz benim'in paçoz yarışmacılarından biri gibi görünüyor. O incecik beli, poğaça börek yemekten, zeytinli açmaya abanmaktan şişmiş gibi. Ya sen Rihanna'sın bunu nasıl yaparsın? O siyah jartiyer, memelerinin altındaki gümüş şerif, pembe ayakkabılar, ayhhhhhh tarz değilsin.... Ayrıca Rihanna gecede 135 bin dolaress harcamış. Keşke önce bi ayna alaydı evine.


Tom Ford

Al işte bir fecahaaat daha. Nur ile Özlem'in kavgasını izlemeyi tercih ederim şu ikisinin elbisesini göreceğime. Sanırım sorun kızlarda değil, Tom Ford da. Ojesi ruju güzel de, elbise dikmeyi pek beceremiyo galiba bu Tom abimiz. Gecede ödül aldı diye hanımlarımız onu onurlandırmak için Tom Ford'dan parçalar seçmişler ama ı ıh olmamış. Daha şu yaşında memeleri karnına inen Miley için ise acil şifa diliyorum. 


Zuhair Murad

Öff içim karardı bu kara kara elbiselerden. Alessandra Ambrosio adının zorluğunu bile haketmeyecek sıkıcıklıkta artık benim için. Onun isminin nası yazıldığına üç saat bakacağıma iki sayfa kitap okur kültürlenirdim. Klasik bir Zuhair Murad tasarımı üstündeki. Çirkin mi değil. Ama sıkıcı işte. Biz bunları Beyoncelerin, J-Lo'ların üzerinde defalarca gördük şekerim. Sıska diye bok atmak mı? Yoo ne alakası var saçını başını yolarım senin!!


Ooo Michelle Rodriguez alırım bi dal. Zenci ama bronz görünmesi, maskülen ama memişli oluşu.. Yani ne diyim, pek bi seviyorum bu kızı. Elbisesinin tasarımcısını bilmiyorum ama kırmızılar içinde ateş gibi olmuş. Demode kahkülleri hariç dekoltesi, takıları, elbisesi, makyajı ile gecenin en sevdiğim ismi oldu diyebilirim. Güdük Cara Delevingne'den ayrılınca resmen renk gelmiş yüzüne.


Tom Ford

Araya biraz renk aldıktan sonra yine karalarla devam ediyorum. En şık ve güzel Tom Ford seçimini cool hatun Gwyneth Paltrow seçmiş. Mis gibi bir takım, belde hafif bi dekolte.. Daha cool bir olay ise gecede şu ara Jennifer Lawrence ile çıkan eski kocası Chris Martin'i ananons etmesiydi. İsmin zor mor yazılıyo ama seviyorum seni Gwfdklskjfl Paltrow..


Versace

Sevgili Lea Michele, şimdi bi girsem google'a şu renk ve modelde bin tane tuvalet bulur çıkarırım ortaya. Ne bi fark, ne bi stil, ne bi değişiklik... Çok sıkıldım böyle şık bi elbiseyi geçirip çıkan ünlülerden. Ayhh şöhreti ben hakediyorum ben ben ben siz değil. Bacak boyu kesmiş diyip yıldızını elinden almak istiyorum Lea..


Tom Ford

Yuhhhhh, gözlerime inanamıyorum.. January Jones ne hale gelmiş böyle. Hüsnü tarafından terkedilip, davul gibi olan Deniz Seki'ye benzemiş.. O incecik belli, sütun gibi kadın üç çocuk anası gibi görünüyor o elbise ile. Ayy kimi beğenzem gözüm kalıyo, içine nine kaçıyo yemin ederim. 

Anket manket koymadım bu yazının sonuna. Seçecek kimse yok diye düşünüyorum. Giymişler, gitmişler yazmamak olmak dedim. Dedikodularını yapmak için ise yorumlarda bekleniyorsunuz hanımlar.

İblis bayramınız mübarek olsun!

Tarzım!

29 Ekim 2014 Çarşamba

Dizi Stili: Masters of Sex

Şimdi başlıkta seks meks görüp kapatmayın sevgili frijit türk kızı. Zaten dizinin kendisinde de işlenen bu "sex" mevhumu tek belamız, tek olayımız. 


İkinci sezonu bitmek üzere olan "Masters of Sex"in hem stilini inceleyelim, hem de diziyi önereyim dedim. William Masters ve asistanı Virginia Johnson'ın 60'lı yıllarda başlayıp 90'lara kadar süren cinsellik araştırmasını konu alıyor. Dönem dizisi hayranı olarak, konu da ilgimi çekince hüüüp diye izleyiverdim ilk sezonu daha yayınlanırken, şimdi ağır ağır ikinci sezonu izliyorum. Öyle ayılıp bayılmadım ama güzel kıyafetler, ilginç bir konu olunca bir şans verin derim..


Domuz William Masters'ın cefakar eşi Libby Masters ile başlayalımm. Caitlin FiztGerald'ın hayat verdiği karakter dizide en sevdiğim kişi diyebilirim. Saftorik saftorik çocuk isteyip duruyor. Kendisiyle ayrı yataklarda yatıp, seks araştırması yürüten kocasına karşı gıkını çıkarmayıp, zenci bahçevana, dadının abisine vs.. yanmayı biliyor ama. Stilini Betty Draper'a benzetiyorum. Kabarık elbiseler, prenses stili saçlar ve takılar.. Kaderleri de benzeşiyor zaten biraz. Gözü dışarda koca, sarışın ve güzeller güzeli fedakar ana.. Al sana Libby ve Betty'nin ortak hayatları..


Özellikle gecelik ve sabahlıklarına bayılıyorum. Amaan kıymet bilmeyen kocaya giysen kaç yazar. Günlük stili tam dizinin geçtiği dönemlere uygun, 60'ları harika yansıtıyor. Dizide adamı sürekli "çocuk çocuk, ilgi ilgi" diye darlayıp çocuğunu kucağına bile almayan adama neden katlandığını anlamış değilim. İtiraf ediyorum dizi bazen bayınca bi kaç sahne atlaya atlaya izliyorum. Ama siz atlamayın, sonra benim gibi kim neyi neden yapıyo anlamıyonuz. 


Gelelim dizimizin başrolu Lizzy Caplan'a. Kendisine taa "Mean Girls"den beri hastayım ama bu diziyle iyice sevdim. Spoiler vermek istemem ama bu pek de spoiler sayılmaz aslında. Doktor Masters'ın asistanı, aşığı, kadını Virginia Johnson'ın inanılmaz şık bir stili olduğunu düşünüyorum. Hastane koridorlarında kalem etekler, dar gömlekler ile salınıp duruyor Ginny'miz. Cesur sahneleri de oldukça fazla. Bi ara her gün dizinin bi bölümünü izlediğim günlerde kendi kıçımdan çok Lizzy Caplan'ınkini görüyordum...


Hem iki çocuk anası, hem sekteretlikten araştırmanın bel kemiği haline gelen Virginia Johnson dizi tarihinin en aklı başında yollusu olabilir. Ne istediğini de biliyor, ne alacağını da... Valla Lizzy Caplan'a helal olsun, her oyuncu bu rolün altından kalkamazdı. Virginia'nın hırslarını, ruh değişimlerini çok iyi yansıtıyor. Karakter analisi için bile izlemenizi önerebilirim.


Ayrıca dizinin bir diğer güzel yanı gerçek bir hikayeden uyarlanmış olması. Yani William Masters ve Virginia Johnson gerçek karakterler ve bu araştırmayı gerçekten yapıp, bu dizideki olayları gerçekten yaşamışlar. Sağ tarafta gördüğünüz siyah beyaz fotoğraflar bizzat kendilerine ait. Doktor Masters 2001 yılında parkinsondan hayatını kaybetmiş. Doktorun hayatını ve dizide neler olacağını "buraya" tıklayarak daha detaylı bi şekilde öğrenebilirsiniz. 

Hem stil inceyeleyim, hem de izleyecek dizi isteyenlere bir dizi önereyim dedim. İkinci sezonunu biraz tırt bulsam da diziyi daha önceden izlemiş olanların yorumlarını ya da benden sonra izleyecek olanların yorumlarını merak ediyorum. İzlediğim dizileri az çok biliyorsunuz, şunu da izle, bunun da stilini incele dedikleriniz varsa gönderin gelsin.

Happy cumhurs!

24 Ekim 2014 Cuma

Kime Daha Çok Yakismis: Lucy Hale vs. Selena Gomez

Günaydın sevgili okurlar, twitter'dan takip ediyorsanız sinirlerimin biraz larçka olduğunu biliyorsunuzdur. Mevzu fırınım, üstü ısınmıyor ve poğaça böreklerim pişmiyor! Teknik servis de fırını sırtla getir diyince iyice delirdim. Ben kız başıma nasıl götüreyim? Bunları anlatıyorum çünkü "bireysel blog" kategorisinde adayım Turkcell Sosyal Medya Ödülleri'nde. (Buraya tıklayarak gıybet kazanınız bi kot bi tişört'e oyunuzu verebilirsiniz.) Tüm kişisel derdimi döktüğüme göre, biraz da moda..

Yine bir takım ünlüler onca para ve imkan deryasında pişti olmuşlar. Bir bir ortaya çıkarıp rezil etmek, onları yarıştırmak tabii ki bana kaldı. Giymeseydiniz aynı şeyi banane.


Hatırlayacak olursanız Lucy Hale bu mini Dior elbiseyi "Teen Choice Awards 2014" de giymiş, benden bi ton laf yemişti. Hatırlayınca yine sinirlerim tepeme çıktı, zaten hey heylerim üstümde bi de Lucy ile hiç uğraşamayacağım. Bastı bacak boyuna bakmadan 3 beden küçük elbisenin içine girmeye çalışıp bi de bilekten bantlı ayakkabılarla iyice kısa göstermiş bacak boyunu. O tarz benim izleye izleye moda uzmanı oldum amekaaa. Kime ne laf ettiğime bakmadan saydırıp duruyom. Hayatında bırak bi Dior elbisen oldu mu değil, Dior'un kapısından geçtin mi paçoz diye sorabilir, Lucy Hale fanlığı yapabilirsiniz. Yapmamak da elinizde, zira Lucy hormonlu bi çeri domates gibi görünüyor. 


Selena Gomez ise Ekim ayının başlarında Rudderless filminin L.A. galasında aynı Dior elbise ile çıkıyor karşımıza. Lucy Hale ile hemen hemen aynı boyda olmasına rağmen orantılı fiziğiyle dikkat çekiyor. Memeler ve bacaklar Lucy'den kesinlikle daha iyi. Üff Lucy'yi de çok ezdim şimdi, üzüldüm.. Ah bu iyi kalpliliğim.. Neyse, Manolo Blahnik papuçlarının yüz milyonlarca çakmasını gördüğüm için pek sevmedim ama kenarlarının şeffaf olması bacaklarını daha da, daha da uzun göstermiş. Aferin kız, Justin için yanıp bitiyon ama giyim kuşamdan da anlıyosun. 


Biraz taraflı bi yazı olsa da siz bana bakmayın, kimi beğendiyseniz ona oy verin. Yok haksızsın pelin, şunu yaz pelin, bu konuya da değin pelin demek için de, sosyal medya ödüllerinde tabii ki sana oy verdik demek için falan da yorum bırakın. 




Hepinize hayırlı cumalar feşın sever kardeşlerim...

22 Ekim 2014 Çarşamba

İstanbul Çor Week

Çor/Çorlamak: (argo) Çalmak, çırpmak, hacılamak...

Biliyorsunuz bir İstanbul Fashion Week'i daha geride bıraktık. Torun sahibi olacak yaştaki türk modeller, alakasız insanlarla dolu bir defile alanı, kavga, gürültü, ucube gibi giyinmiş tipler vs vs.. tartışacak çok şey var ama İlkbahar/Yaz 2015 koleksiyonlarının sunulduğu son fashion week'imiz aklımda tek bir şey ile kalacak: çor çor çor.

Giyinmek, süslenmek, fashion week falan beni artık fazlasıyla gerdiğinden ve her yıl aynı insanları, aynı tarzları, aynı saçmalıkları görmekten sıkıldığım için bu yıl sadece bir defileye gittim ama gördüklerimden sonra susamayacağıma karar verdim. Görmeyeyim, bana uzak olsun dedikçe tepenize çıkıyorlar. Hadi başkasının emeğine saygınız yok, bari kendinize olsun, bi ben napıyorum deseydiniz. Üzgünüm, madem siz utanmıyorsanız ben hiç kendimi tutmaya çalışmayacağım.


İlk olarak Raisa & Vanessa kardeşlerin Chanel'in 2009 Paris defilesinde gerçekleştirdiği "ahır" konseptini birebir uyarlamasıyla başlayalım. Grand Plais, 2009'un Ekim ayında bir ahıra çevrildi.(Süpermarket halini hatırlarınız) Samanlar, ahşaplar, Karl dede... Bizim kızlar ise gerçek bir "at ocağı"nda full botox ve makyajlı konuklarını ağırladılar yine saman balyaları üzerinde. Yani madem harcayacak fazla paranız var, Antrepo 3'e sümük atmıyorsunuz, bir kıratif direktör tutup daha önce yapılmamış bir şey yapsaydınız diyesi geliyor insanın. 


Bu görselde ise hangi karenin hangi tasarımcıya ait olduğunu bilerek yazmadım. Bu işleri hiç takip etmeyen birine gösterseniz aynı kişinin bir koleksiyonundan çeşitli görseller diye düşünebilirsiniz ama Maid in Love ve Jeremy Scott tarzlarının benzerliğini ne yazık ki görmemezlikten gelemiycem. Stil ve grafik benzerliği bir yana ruh olarak da "Ben bu Jeremy Scott'ın aynı kafadan gideyim, nasılsa yuttururum." mottosuyla yola çıkıldığı çok belli. Evet podyumda model amuda kaldırarak belki instagramcıların ilgisini çekebilirsiniz ama ben kül yut-mam! 


Ay gülmiyim, gülmiyim diyorum, tutamıyorum kendimi. Hadi yukardakiler "ESİNLENMİŞ" ama bi yerde de bunu bi şekilde kotarmışlardı, peki bunun nasıl bir açıklaması var? İlk defilesini gerçekleştiren Les Benjamins daha bi kaç ay önce gerçekleşen Givenchy şovundaki o tel örgüleri kopyalamaya çalışıp, Kabataş Erkek Lisesi'nin arka bahçesine döndürmüş podyumu. Nerde Givenchy, nerdeee bu iki metreye üç metre karaköyden alınma teller. Ay kümes gibi duruyo tövbe yarabbim kdsşikşfksd


Yine burda da isim vermemeyi tercih ettim. Hangilerinin Elie Saab, hangilerinin Özgür Masur tasarımı olduğunu siz tahmin edin. Bilen herkese benden çay! Bu arada tuvaletleri yakından gördüm, çok fazla işçilik, çok büyük emek var ama hem bir araba fiyatına elbise satıp, hem de bu kadar aynı kafa işlerden hiç hoşlanmıyorum. Bölüm başı 178 ailenin bir aylık maaşını alan dizi oyuncuları bayıla bayıla giyebilir belki bu tasarımları ama ben yine kül yut-mam! 

--

Tabi daha binlerce irili ufaklı "esinlenme" mevcut ama artık dermanım kalmadı. Moda da moda diye gezen ve ellerinde bunları söyleyebilecekleri mecrası olan tipler de iki bedava elbise üç indirim uğruna gıklarını çıkarmadılar ya, onlara da aferin. Aman neyse, alan razı satan razı bana ne oluyorsa. Körler sağırlar birbirini ağırlasınlar işte, sadece bunları artık yemediğimizi bilsinler o kadar.

20 Ekim 2014 Pazartesi

3'ün 1'i: Hangi Jennifer?

Ben istemez miyim adım Jennifer olsun, hey Jen, hey little J. falan diye kısaltılsın ama değil. Neyse Jennifer amerika'nın hatice'si gibi bir isim bence. Milyonlarca Jennifer'dan bi kaç bin tanesi zaten aşırı ünlü. Ben en gıybetini yapmak istediğim üç Jennifer seçtim bugün size.

"3'ün 1'i" bölümünde bugün Jennifer Garner, Jennifer Aniston ve Jennifer Lawrence var.


Jennifer Garner! 17 Nisan 1972 Texas doğumlu, koç burcu bir ablamız. Mutlu evliliği, sempatik görüntüsü, çocukları, kocasıyla naif bir tablo çizse de o melek yüzünün arkasında bi şeytanlık yattığını düşünüyorum. Muazzam bir oyuncu olsa da koca kafalı kocası Ben Affleck rol çalıyor bence kendisinden. Yok onun oscar'ı, yok onun filminin galası. 3 tane de çocuk verdi kucağına iyice domestiğe bağladı kadını. Neyse ki yaşına ve yoğun temposuna rağmen gayet iyi görünüyor Jennifer Garner. Çocukları neşeyle yatağına gelip zıpladığında "Öff uyuyoruz şurda" diyip pazar günü öğlen 12'ye kadar uyuyan bi tip gibi geliyor bana. Günahı boynuna tabi..


İkinci aday Jennifer Aniston. Brad Pitt ayrılığının üzerinden nerdeyse 15 yıl geçti, hala onu unutamamış gibi geliyor. Amerika'nın demet akalın'ı bir nevi. Kafam kadar pırlantasının olduğu bir nişanlılık yaşasa da bi türlü dünya evine giremiyor kızcağız. Friends'in ekmeğini hala yese de, romantik komedilerin vazgeçilmez yüzü. Kafayı sağlıklı yaşam ve spor yapmakla bozduğu için harika bir vücudu var ve giydiği her şey efsane duruyor üzerinde. Allah her şeyini tam etmiş de bahtını edememiş işte. Sırf bu boynu bükük hallerine üzüldüğüm için ona oy verebilirim :(


Son Jennifer son yılların en popüler JenniferJennifer Lawrence. Aldığı Oscar olsun, oynadığı filmlerin yaptığı gişe olsun, sürekli Dior kıyafetler giymesi olsun, porno görüntü skandalı olsun kızımız pek bir popüler. Uzun süredir bu kadar patlayan bir star gördüğümü hatırlamıyorum. Tüm bu şan şöhretin içinde rahat ve eğlenceli tavırlarıyla sevgimi de kazanmıyor değil. Genzinde et varmış gibi sesi dışında her şeyini beğeniyorum. Tarzsınnn Jenny.


Hadi bi de adet yerini bulsun, oylamamıza buyrun. Melek yüzlü şeytan Jennifer Garner mı, bahtsız prenses Jennifer Aniston mı, yoksa popüler kültürün son meyvesi Jennifer Lawrence mı?



Diğer 3'ün 1'i adaylarınızı, yazı isteklerinizi ve bu üçlü hakkındaki gıybetlerinizi bekliyorum.

Xoxo yılansız yalansız bir hafta olsun.

16 Ekim 2014 Perşembe

Mualla'ya Sor #3

Evet haklısınız, her hafta yazıcam diyip, yeni "Mualla'ya Sor" yazısını 1.5 ay sonra yazmam gerçekten büyük denyoluk. Blogu biraz fazla boşladığımı da kabul ediyorum. Değişik bi dönemdeyim, idare ediverin. (Bitmiyo değişik dönemin, derdin tasan diye de bilirsiniz, ona da kabul.) Bugün sizlerin o güzide dertleriyle ilgilenmek istiyorum biraz. 

Derman olduğum dertlere siz de yorumlarınızla katılıp fikir belirtmeyi unutmayın lütfen. Farklı bakış açılarından zarar gelmez. İflah olmaz sorunlarınız, aldatan manitanız, yuvanızı yıkmaya çalışan kankanız hakkında yardım almak isterseniz de "muallayasor@gmail.com"a bekliyorum derdinizi tasanızı. Hemen haftanın sorunlu delileriyle başlıyorum..

"Muallacim selam, benim problemim gönül işi falan değil. Ya baya yakın arkadaşım var birkaç yıllık, ne yaparsam yapayım modumu aşağıya çekiyor resmen. Bir kıyafet beğeniyorum gösteriyorum yok sende öyle durmaz yok senin popon kalkık değil bilmem ne. Yani dediği de öyle olsa gam yemeyeceğim kaç yıllık squat geçmişimiz var burda canım. Fotoğrafımı gösteriyorum gören herkes beğendi cidden, bu diyor ki kasmışsın olmamış falan. Evde kavga çıkıyor nasılsın demiyor da olay nasıl oldu anlatsana diyor. Bilekliginin fotosunu attı çok ucuz bişey ha bana da alsana dedim yok knk babam para vermedi diyor iki dk sonra hoop instagrama foto burcuya aldığım bileklik  diye. Tatilde mesela rus gördüm buna ay kızın çatlağı var ya sevindim hahahha falan diyorum e o da insan senin de olur bilmem ne diyo. Bi de görgüsüz ne alsa tek tek fatura çıkarıyor bana resmen.Neyse işte, bırakayım diyeceğim hep bana en yakın arkadaşımsın senin en yakın arkadaşın benim bilmem ne diyor. Sürekli de instagrama gerçekten yakın olmadığı veya pek sevmediği kişilerle foto atıyor valla anlamadım ben bu işi. Uzattım biraz canım ama bul bana bir çare ya lütfen. Hadi öpüyom."

Ben de böyle kız tipi bi tek benim etrafımda var sanıyordum, yanılmışım. Kadın kadının kurdudur diye boşuna dememişler şekerim. Feministleri kızdırıp "kadının kadına ettiğini başkası etmiyor" falan demiycem de, bu hasetlik, bu hinlikle 40'ımızda kanser olup geberiyoz işte. Kendi zavallı hayatının acısını nereden çıkaracağını bilemeyip hep başkaları hakkında yorumlar yapan, seni de kendisi kadar mutsuz ve umutsuz görmek isteyen bu tip insanları hayatınızda barındırmamak en doğru ve net çözüm. Şunun şurasında üç beş yıl genç, mutlu ve sağlıklı hissediyoruz kendimizi. O yılları da bu tip melanet ve garabet insanlarla geçirmek sizin kendi mallığınızdan başka bir şey olmaz. Madem bütün bunların farkındasın, üstüne üstlük rahatsızsın yol ver ayol, yol verrrrrrrr.

"Pelincim selam;

Kimselere dert anlatamadığımdan sana yaziyim dedim bi akıl hal çaresini bulalım.
Twitırdan tanıştığım bir bey var takipleşiyoruz, makaralar gırla arkadaşız kamkiyiz. Hatta sevgilisini tanıyorum. Çok da seviyorum pıtırcığı ya. Sonra bunlar ayrıl mı. İkisiyle de muhabbetim devam ediyo. Bir gün beyfendiyle makara yaparken görüşmeye karar veriyoruz. AMA HALA KAMKİYİZ. Rakı sofraları kuruluyo ben tabi 2 kadehte bayıl. Evine geçiyoruz ama hala arkadasız. Sonra kendimi onun yatagında onu da üstümde buluyorum. Sabah uyandığımda yine istiyo ama bende tık yok. Geçiyo içeri sonra ben evden topuk giderken yine öpüyo. GECE OLDUĞUYLA KALSAK ÇOSARHOŞUM HATIRLAMIYORUM. Ama sabah benden ne istiyon adam. Ertesi gece naptık gibi kezoca bi mesaj attım. Siklemedi pek tabi. Saçma sapan cevap verdi.
Neyse hala takipleşiyoruz. Ama tek bir mensın fav göremedim. İnstodan layklar kesildi. 2 güne anfollowu yerim suratıma. Çok da iyi tanıyorum onun gibi adamları siklemezler ama bana dert oldu eski manitasını düşündükçe zaten vicdan azabından gebercem. Aaaiiyy napcam ben pelin bi akıl ver sürekli de düşünüyorum stalklamaktan ciğer iflas bende."

Kızım sen manyak mısın? Twitter'dan adam mı çıkar. Bak şu ortamların neredeyse 5 yıldır içindeyim, para da kazandım, arkadaş da edindim, ama elimi twitter'ı olan birine sür me dim...... Nerde akıl hastası, nerde manyak, nerde aklı çükünde herif var bu sitede. Sizin gibi salaklar da bu yolda görse selam vermeyeceği adamların götünü kaldırıyo kaldırıyo, sonra mesajınıza bile geri dönmüyorlar. Eli klavyeye değmemiş koca bulmak en makbulü ama bu devirde o kalmadı. Twitter'sız olması, Facebook'a hiç girmemesi gibi başka kriterler arayabilirsiniz. Üç beş takipçisi var diye şunlara yüz vermeyin. Otursunlar elleri siklerinde bırak, adam mı kalmadı başka.

"Selamlar, Muhalla Hanımcığım!

Ellen yazindan sonra yazmaya karar verdim. Bir gay'in son ilişkisine şait olmaya hazır mısın?
İstanbul dışında okuyorum. Dersimin olmadığı bir gün gay app'lerden birinde dolanırken bir herifle karşılaştım. Selamlaştık falan, sonra sex yapalım dedik. Boyu boyuma, teni tenime hoş bir herifti. Kaldığı otele gittim, seviştik falan. Sonra ben geri döndüm bu da İstanbul'a gidecekti. Okul bitti, İstanbul'a geldim, bundan mesaj var, "Napıyorsun" falan diyor cibilliyetsiz. Yurtdışına çıkacakmış iş için gitmeden görüşelim dedi. "ha ok tabii görüşelim ehe mehe" diyip dışarda buluştuk. Sabaha kadar eller havaya dans edip sabah da onumuze cikan ilk otele girdik. Yine sevistik. Neyse sevismeyi gecelim. Bu bana askini itiraf etti. "Oooo zengin sevgili, alıyorum bir dal" diyip sevgili olduk.
Bu gitti dünyanın bir ucuna, geldi arayıp sormaz oldu. Üzdü beni, Mualla! Arada yarım saat buluşup kahvelerimizi yudumladık. Olmadı Mualla. Neden kaçtı bu zengin benim elimden? O kadar da aşıktım yani. Seximiz de güzeldi.
ERROR verip duruyorum zaman zaman. Sikime minare yaşamak bazen de güzel olmuyor. Bi akıl verirsin belki. 
XOXO"


Sen nasıl gaysin ayol? O app'lerin amacı zaten laga luga yapmadan buluşup, deytleşip sex yapmak değil mi? Aynen öyle olmuş işte. İstanbul'un tüm popüler ve yakışıklı gaylerinin kankası olarak aklını başına toplamanı ve şu duygusallığı üzerinden atmanı öneririm. Yoksa seni çok üzerler, çıtır çıtır yer bu azmanlar. Sex app'inden bulduğun adamla sevgili o lun mazzzz!! Hele bi de farklı şehirlerde falanmışsınız, o hoooo. İlişki yaşayacağın biri elbette çıkar karşına ama bu kişi telefonun ucunda olmayacak ne yazık ki.

"Merhaba Pelin, öncelikle güzel yazılarını okumaktan ne kadar keyif aldığımı belirtip sorunuma geçmek istiyorum.

Bende özgüven problemi var yani bir erkeğin benden hoşlanabileceğini düşünmüyorum nedense. Bazen düşünüyorum çirkin değilim fakat burnumu beğenmiyorum ve bu bende fazlasıyla problem yaratıyor. Süslensem de fark etmez nasılsa burnum kötü diyerek bazen ne giyersem öyle çıkıyorum dışarı. Sorunumu nasıl çözebilirim bir şey söyle lütfen:("

Kafayı mı yediniz kuzum? Millet iki bacağı olmadan, dünyayı göremeden, bir başkasının yardımı olmadan adım atamadan yaşıyor, şu kafayı taktığınız şeylere bak. Ahlaksız Mualla bir anda iyi kalpli Pollyanna'ya döndü ama üzülüyorum bu kadar akıllı ve genç insanların kafayı böyle şeylere takmasına. Sen bana neler dediler zamanında, hala diyorlar haberin var mı? Sesimi duyup boğazımı kesmek isteyen mi, evladı olsam eldivenle sevmek isteyen mi? Neden, haters gonna hate çünkü. Sen bu insanları ne kadar önemsemez, kimseyi ne kadar siklemeyip bi de inadına mutlu olursan inan o etrafındaki enerjiyle kimsenin seni mutsuz etme ihtimali kalmıyor. Burnun çirkinmiş eeee?? Ayol 8 gün duş almadan gollum gibi gezen bi ırktan bahsediyoruz burda. Beni beğenmez dediğin adamların donlarını hala anaları alıyor. Sen kendini seversen, başka kimsenin sevmesi ya da sevmemesi umrunda bile olmayacak, emin ol. 

"Selam Mualla abla
Benim sıkıntım görümcem. Beni aşırı kıskanıyo içinde ne varsa facebook duvarına yazıyo keko. Bu kızdan kurtulmak istiyorum korksun falan istiyorum ne yapsam bilemedim. Koskoca Mualla ablasın bi görümce meselesini de çözüver bana bi fikir ver. İntikam ateşi yansın!"

Adamı bağlamışsın, evlenmişsin, hala görümcenin Facebook'a yazdığı şeyleri umursuyorsun öyle mi? Sonra hiiiç bana ağlamayın Mualla abla kocam beni aldatıyo diye. Şu uğraştığınız şeylere bak. Yazsın paçoz bırak, sanane? Kendi kendine kudursun. Ya da evli mevli olmadığım için bu konuda intikam alınmalı mı, alınmamalı mı karar mercii ben değilim. Evli okurlar, görümce mağdurları daha doğru bir şeyler söyleyebilirler.

Öfff koscoca ahlaksız mualla ablayı ne hale getirdiniz. Daha edepsiz, daha kışkırtıcı dertlerle gelirseniz sevinirim, sizin yüzünüzden 65 yaşında gibi hissediyorum. Hadi bakalım "muallayasor@gmail.com"a bekliyorum. Yazın anacım gamınızı, kederinizi, bamya sevgilinizi...



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...